Ana Sayfa / Bakış Açısı / 1973 Petrol Krizi
Petrol

1973 Petrol Krizi

1973′de vuku bulan Arap-İsrail Savaşının sonunda, Arap devletleri batıya karşı siyasi bir silah olarak petrolü kullanmak istediler ve bunun neticesinde de bütün dünyada bir petrol krizi ortaya çıktı.

Esasen 1973 petrol krizi doğrudan doğruya 1973 Arap-İsrail Savaşının sonucu değildi. Sadece krizin çıkış sürecini hızlandırdı. Yoksa üretici ülkeler için petrol problemleri yıllardan beri oluşma halinde bir mesele idi. Nitekim, OPEC daha 1960 ağustosunda kurulmuştu. Üye sayısı, on üçe  kadar çıkan bu teşkilatın kuruluş maksadı; bilhassa petrol fiyatlarının tespiti başta olmak üzere, hepsini müştereken alakadar eden meselelerin birlikte çözümünü sağlamaktı. Burada çok önemli bir ayrıntıyı söylemekte fayda görüyorum;  OPEC kurulduğunda, hemen hemen bütün petrol üreticisi ülkelerde, petrol kaynakları, batı teknolojisi gereği, batılı ve bilhassa amerikan petrol şirketlerince işletiliyordu. İkinci bir husus da 1970 ocak ayında, Ortadoğuda ham petrolün varili 1,80 ve daha yüksek vasıflı Libya petrolü için de 2,17 dolar idi.

OPEC’in 1973 Arap-İsrail savaşına kadar pek bir şey yaptığı söylenemez. Şurası var ki, 1970′den itibaren Ortadoğu ülkelerinin tamamına yakını petrol şirketlerine el koyma temayülünde/eğiliminde bulundular. Mesela; Irak 1972 yılında Iraq Petroleum Company’yi tamamen ulusallaştırdı. İran, 1973 yılında buna benzer bir şey yaparak, petrol idaresini İran Milli Şirketi’nin bünyesine kattı. 1967 Arap-İsrail savaşının akabinde, petrolün siyasi bir silah olarak kullanılması gündeme getirildi. Hatta bunun için OPEC(Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü) kuruldu. Fakat o dönem için bu mümkün olmadı. Çünkü Batı’nın ve bilhassa Amerika’nın tek petrol kaynağı Ortadoğu değildi. Amerika’nın kendi üretimi olduğu gibi, Venezuela, Nijerya ve Endonezya gibi başka petrol ihracatçısı ülkeler de vardı. Bir başka sorun ise, petrol ambargosunda dayanışmayı sağlamak hayli zordu. En önemli sorun ise,  petrol fiyatlarının gayet düşük olduğu bir sırada, Arap ülkeleri için mühim bir gelirden yoksun kalmak, kolaylıkla göze alınabilecek bir şey olamazdı.

Petrolün siyasi bir silah olarak kullanılmasının iki yolu vardı: ya üretimi -dolayısıyla ihracatı- kısmak ya da fiyatları yükseltmek. Birinci durumun da kendi içinde iki sıkıntısı vardı: üretimi düşürmek, üretici ülkelerin gelirlerini azaltırdı, bir diğer sıkıntı ise; batı endüstrisi enerji bakımından petrole dayandığı için, üretimi kısmak sert tepkilere yol açabilirdi. Bunun için ikinci yola başvuruldu, fiyatları artırmak. Bu metodun başarılı olduğu söylenilebilir. Zira 1973 ocak ayında varili 2,59 dolar olan petrol fiyatları, 1973 ekim ayına gelindiğinde 5,11 ve 1974 ocak ayı içerisinde 11,65 dolara çıktı. Bu fahiş derecede zuhur eden fiyat artışları bilhassa batı Avrupa’da ve Japonya’da paniğe sebep oldu. O dönemdeki adıyla Ortak Pazar/Avrupa iktisadi işbirliği teşkilatı yayınladığı bildiride “kuvvet yoluyla toprak kullanılmasını kabul etmediklerini, İsrail’in 1967′de işgal ettiği topraklardan geri çekilmesini, bununla beraber, bölgedeki her devletin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı ile güvenlikli ve tanınmış sınırlar içinde barış içinde yaşama hakkına saygı gösterilmesi gerektiğini” söylediler. Japonya ise 22 kasım tarihinde Arapları tutan öyle bir tavır aldı ki, sadece İsrail ile münasebetlerini kesmediği kaldı.

6 ekim tarihinde Araplara karşı silah ambargosu başlatan İngiltere’de, kasım ayına gelindiğinde bu ambargoyu kaldırıp, İsrail’e karşı bir silah ambargosu başlattı. Petrolün siyasi bir araç olarak kullanılması diğer ülkelere nispetle Amerika’da fazla bir etki yaratmadı. Hatta bu hadiseye verdikleri tepki sert oldu. Arap ülkelerinin petrol politikası, Batı’nın sanayisini çökerttiği takdirde, Amerika’nın Basra Körfezi bölgesine bir silahlı müdahale ihtimalinden ve/veya planlanmasından dem vuruldu. Amerika’nın petrol silahına karşı başvurduğu ikinci yol ise, OECD çerçevesinde 1974 ekim ayında, ortak pazar ülkelerinin yanında içlerinde Türkiye, İspanya, İsviçre, Norveç gibi ülkelerinde bulunduğu “IEA” ‘nın (Uluslararası Enerji Ajansı) kurulması oldu. Bu kuruluşun amacı; enerjinin (bilhassa petrol) sağlanmasında/kullanılmasında bir konsensüs/işbirliği sağlamaktı. Müşterek planlama çalışmalarında, her üye ülkenin asgari 60 günlük petrol stokuna sahip olması prensibi kabul edildi (daha sonra bu süre 90 güne çıkarıldı). Bununla beraber üye ülkelerin petrol sıkıntısı yaşamaları halinde, sair/diğer üye ülkelerin birbirlerine yardım etmeleri esası da kabul edildi.

Petrol krizi, 1973-1974′de Batı’da yaptığı ilk şoktan sonra mutad/alışılmış bir mahiyet sergiledi. Başka bir deyişle, petrol fiyatlarının sürekli artıyor olmasından doğan sıkıntıyı, batılı ülkeleri kolay ve rahat bir şekilde atlattı. Zira, artan fiyatların üretici ülkelere sağladığı gelir/petro-dolar, yine batı bankalarına/sermayelerine intikal etti. Bir diğer husus ise; batılı ülkeler, artan petrol fiyatlarını kolaylıkla kendi sanayi mamullerine ve teknolojilerine aksettirdiler. Burada özellikle silah fiyatlarını zikretmek gerekiyor. Çünkü, Batı’nın teknolojisine, silahına hatta tüketim maddelerine en fazla ihtiyaç duyan ülkeler, Arap ülkeleri idi. Yani pahalı satış, pahalı alış gerçekleşti.

Hamiş: Bu krizden en fazla etkilenen, doğa kanunu gereği gene fakir ülkeler oldu. Özellikle ülkemizde, artan petrol fiyatları pek çok sıkıntıyı beraberinde getirdi. Arap ülkeleri, geri kalmış ve gelişmekte olan Müslüman ülkeler için yeterli bir yardım programı gerçekleştiremedi. Batı’ya vurmak istedikleri darbenin acısı, Müslüman, fakir ülkelerden çıktı.

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>