Ana Sayfa / Edebiyat / Anı / AKILLI AMPUL
Akilli-Ampul

AKILLI AMPUL

İlkokul üçüncü sınıfta, on beş tatil (biz “sömestr tatili” diyen sosyal sınıftan değildik)  yaklaşırken, öğretmenimiz herkese ücreti karşılığında verilmek üzere kitaplar getirmişti. O gün okuldan eve gelince dedeme; “Kitap parası istiyor öğretmenimiz.” dediğimde dedem, “Ne kitabıymış bu, biz sana aldık okul başladığında kitaplarını!” deyip parayı vermemişti.  Durur muyum bu laftan sonra, hemen babaannemin yanına gittim. Maalesef ondan da koparamadım. Akşam uyumadan önce (ki bizde hava karardı mı lamba en fazla yarım saat daha yanardı) bir kez daha söyledim kitap parası istediğini öğretmenimin. Aralarında konuşup taktik geliştirmiş olacaklar ki ağzı birliği ederek “Git yarın anneannenden iste!” dediler.

O gece uykuya dalmadan direnişimin, isyanımın tohumları atılmıştı artık…

Ertesi gün okul çıkışı evimizden epey uzakta olan anneannemin bakkalına gittim. Anlattım öğretmenimizin kitap parası istediğini ve babaannemle dedemin parayı vermediklerini. Anneannem, “Niye vermediler biricik torunlarına kitap parasını…” diye söylendi. Bulmuştu dünürlerine yapacağı misillemenin yolunu. Kitap parasının yarısını ve iki tane de tipitip sakızı avucuma koyup, “Ben yarısını verdim, onlarda geri kalanını versin.” diyerek yolladı beni.

Yolda giderken direniş tohumları filizlenivermişti…

Evimize geldiğimde babaanneme söyledim kitap parasının yarısını anneannemin verdiğini. Bu sefer babaannem söylenmeye başladı; “Git ona söyle…”. “3. Dün-ür” savaşının ortasında kalmış bir çocuktum o an.

Ağlaya ağlaya planını kurdum isyan hareketimin…

Sapanımı sakladığım yerden çıkarıp başladım bağırmaya. “Ya parayı verirsiniz ya da kitap parasından fazla cam parası ödersiniz.” dedim evin penceresini nişan alıp. “Tamam, oğlum gel vereceğiz parayı…” deyinceye kadarda kapatmadım sapanın emniyetini. :)  İnanır mıydım hiç? Parayı komşumuz Veysel abiye teslim ettirdim.  Paranın tesliminin ardından eve girip dedemin kendi imalatı bastonuyla biraz hasret giderdikten sonra gözyaşlarıma sarılarak uykuya daldım…

Nihayetinde ertesi gün öğretmenime parayı verip kitabımı aldım. Kitabın adı “Akıllı Ampul” idi. Kitapta buluşlar yapan ampulün kısa kısa hikayeleri vardı. O kitabı, on beş tatilde belki onlarca kez okudum. Neydi o kitabı bu kadar sevdiren acaba?

İkinci dönem başladığında kitabın özetini öğretmenim çok beğenmişti. Sonra öğretmenim babaannemi okula çağırdığında, “zehir gibi akıllı” tabirini söylerken duymuştum. Şikayet mi ediyordu yoksa övüyor muydu? Zehir gibi zararlı mı demekti yoksa kararlı ve akıllı mı? Kim olduğuma ya da hangisi olduğuma dair o zamanlar fikrim yoktu. Şimdi hayatımı değiştiren o kitaba ulaşma çabamla “Zehir Gibi” kısmının oluştuğunu, direnişçi ve isyankar ruhumun, o zamanlarda da bende var olduğunu düşünüyorum…

 

2 yorum

  1. Yazma tutkun küçükken çok kitap okuduğundan dolayı olsa gerek:) Aynı zamanda da “Kitap Sevgisi” konusunu hem doğal hem de komik bir biçimde ele alman çok güzel olmuş.

    0
  2. :) demek ki hepimizin anıları küçük farklar dışında hep aynı.
    güzeldi.

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>