Ana Sayfa / Edebiyat / Anı / ALO KIZIM
Alo Kızım

ALO KIZIM

Koroya katıldım ya, onun için kızım bana laptop bilgisayar aldı. Tüm üzüntüm ve sıkıntıma karşın sevincim çocukluk sevincim gibiydi. ”Babam banaaa kalem aldı”,”annnnem ekmeğime tereyağı sürüp dürüm yapıp verdi” der gibi böbürleniyorum ,”kızım bana bilgisayar aldı” derken. Belli bir yaşa erişince insan, böbürlenme kendimizin ne kadar önemli ve gerekli olduğunun vurgusu oluyor. Yaş hangi evrede olursa olsun ilgilenildiğini hissetmek ve paylaşmak istiyor insan. Onun ifadesidir şu ve benzeri cümleler; “oğlum bana giysi aldı.”, “gelinim beni yemeğe davet etti.”, “torunum her bayram mutlaka elimizi öpmeye gelir.”

Koroda öğrendiğim türküleri tekrar tekrar dinleyip çalışabileyim, yazı yazabileyim diye laptop aldı kızım. Küçük, minik güzel bir şey. Çok beğendim, böbürlenmemek mümkün değil. Bilgisayarı nasıl kullanacağımı, müziği nereden dinleyebileceğimi, ses kaydını nasıl yapacağımı, yazıyı nasıl yazacağımı anlatmaya çalıştı. İşte şunu şöyle şöyle indireceksin, bunu böyle böyle yapacaksın, ona burdan şöyle tıklayacaksın, yazıları şöyle kaydedeceksin gibi. Bir sürü -ceksin, -caksın…

Günlerce bu -ceksin, -caksınlarla boğuşup durdum. Deneyerek, sınayarak öğrenmenin kalıcı etkisiyle müzikle ilgili kısmı epeyce bir hali yoluna koydum. Yazı işinde o kadar değil. Daha uğraşmam gerekiyor. Bugünü betimleyerek, yorumlayarak yazma eylemimi geliştiriyorum.

Yüreğimdeki üzüntü ve sıkıntıyı giderecek bir türkü bulmak kolay olmayacak. Ne kadar türkü varsa yüreğe doldurmak lazım. Bu da ne kadar çözüm olur bilinmez. Her dilden bir çok türkü dinledim ve şu anda türkü dinlemeye devam ediyorum.

Bugün günlerden demeye başladığım anda Nazım Hikmet’in ünlü dizeleri dolanır dilime;

Bugün

Günlerden pazar

Beni ilk defa

Güneşe çıkardılar

Üzgünüm ama bugün Nazım Hikmet’in dizeleriyle başlayan gün değil. Bugün günlerden pazartesi ve 11 Şubat. Evdeyim. Aslında muayenehaneye gitmeliydim ama gitmedim. Kendime izin verdim. Eşimde İstanbul’a oğlumun yanına gitti. Saat dokuz civarında yataktan kalktım. Kahvaltıdan sonra koroda öğrendiğim türkülerden beş-altı tanesini söyleyip bilgisayara kaydettim. Bir kaç kez dinledim. Sesimi beğendiğimi söyleyemem. Neredeyse 40 yıldır sesimin çok güzel olduğunu düşünürdüm, çevreninde telkiniyle. Galiba ömrümün akışı içinde gündemde olan ses sanatçılarını çok iyi taklit etmişim. Üstelik çokça da emek vererek… Sesim normal bir ses ama türküleri seven ve onlara emek veren bir ses. Bir de tam havamda okumamışım kaydettiğim türküleri. Dedim ya bir kırgınlık, bir sıkıntı var içimde.

Kardeşim Cuma’nın dükkanını batırması beni çok üzdü. Bu tür üzüntülerle uğraşmaktan çok sıkıldım. Bütün uyarılara karşın bu durumlarla çok sık karşılaşıyorum. Küçük, mini bir market işletiyordu, mahallenin küçük, sakin bir sokağında. Sokaktaki dükkanların çoğu boş, kiracı arıyor. Dolu olan dükkanlarda mutlu değiller. İşleri iyi gitmiyordu hiç birinin. Kardeşimi de defalarca uyardım, “devret dükkanı” diye. “Devirden alacağın parayla borcunu, harcını ödersin, sonra gir bir işe çalış bundan kat kat iyidir. Bankalardan kredi çekerek, kredi kartından nakit çekerek iş yürütemezsin, bunların faizleriyle başa çıkamazsın, bataklık gibidir çeker seni içine” dedim. Birçok ailenin bu yüzden çatırdayıp dağıldığını defalarca anlattık ama nafile. Üstelik veresiye, yaz deftere satışı da çok yapıyordu. Bunların önemli bir kısmı geri dönmüyordu, dönende zamanında dönmüyordu. Bir umut deyip asıldıkça asıldı, kredi ve kredi kartlarına. Kendi bildiğini okumaya devam etti ve sonunda olan oldu. Kaynakların tümünü kuruttu, dükkanda mal kalmadı. Israr üzerine gazetelere devir ilan verdirdik ama dükkan battı, devir bile edemeden. Eşiyle olan ilişkilerinde de çatırdamalar başladı. Neyse ki güzel haberi Burcu verdi. Kız kardeşim rahatsızdı, ciddi bir sağlık problemiyle karşı karşıyaydı. Tahlil sonuçları çok iyi çıkmış. Kızı Burcu bu güzel haberi vererek bir nebze nefes aldırdı. Yine de yürekteki sıkıntıları giderecek türkülere ihtiyaç var, aramak lazım…

Mutfağa geçtim, var olan malzemeyle yemek yaptım.1-2 yıl oldu yemek yapmaya heves edeli. Geç te olsa çok hoşuma giden bir etkinlik oldu. Bazı sınamalarım oluyor, heyecan veriyor.

Telefonla kızımla görüştüm. Cumartesi günü Elif Ablası yaprak dolması ve katmer türü yiyecek getirmişti. Onları yemesini söyledim, sevindi. Muayenehanedeki yemek işleriyle ben ilgilendiğim için olaydan habersizdi.

Koşu Yolu’nda türküleri bazen mırıldanarak bazen sesli söyleyerek günlük yürüyüşümü tamamladım. Rukan(Furkan mı demeliydim? Çünkü arkadaş çevresine kendini öyle tanıtmış)aradı. Devretmek için doğru-dürüst arayıp-soranın, gelip-gidenin olmadığını, bu nedenle Cuma’nın dükkanını tamamen boşaltıp kapattıklarını söyledi.

İstanbul’u arayıp oğlumla görüştüm. Televizyon almışlar, bilmem kaç ekran büyüklüğünde. Annesi de evlilik programı izliyormuş.

Saatlerdir uğraştığım bu yazıyı bilgisayara nasıl kaydedeceğim? Bilmeyince en kolay iş bile en zor iş olabiliyor. Kızım epeyce de anlatmıştı, -ceksin, -caksınla biten cümlelerle. Anlaşılan bu kısım uçmuş belleğimden. Sınayarak pekiştirmek gerekiyor. Neyse ben kızımı bir kez daha arayayım.

-Alo, kızım…

 

 

4 yorum

  1. Ceksin, caksınlar işe yaramış :)) Film izliyor gibi hissettim kendimi ,kurgu güzel, kaleminiz güzel ,dinlettiriyor kendisini…

    Hoş geldiniz, yüreğinize sağlık…

    0
  2. Yazınız çok samimiydi… Bizden birinin hikayesi…Hoş geldiniz, yüreğinize sağlık dilo şakır…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>