Ana Sayfa / Tartışma / Ayrı Dünyaların İnsanlarıyız

Ayrı Dünyaların İnsanlarıyız

Ayrı Dünyaların İnsanlarıyızGenellikle “Yeşilçam” filmlerinde, esas oğlanla, esas kızdan birinin zengin, diğerinin fakir olduğu hallerde senaryo yazan bir punduna getirip mutlaka şu klişeyi söyletir: “Biz ayrı dünyanın insanlarıyız Nalan/Nejat!” Bu cümlede ‘‘birinin zengin/fakir olduğu haller” tabiri özellikle tercih edilmiştir tarafımdan, zira Yeşilçam’ın biz Türklere henüz hitap edebildiği zamanlarda toplumun zümrelerini birbirinden farklı kılan tek faktör, insanlar arasındaki gelir ve variyet farkı idi. Farklılık henüz “hayat tarzı” olarak derinleşmemişti. Buna göre eski toplum yapısının sadece gelir ve variyet farkı nokta-i nazarından tabakalaştığını görmek de mümkündür ve bu hükümden hareket edilerek bütün toplumun neredeyse aynı “hayat tarzı”nı paylaştığı sonucu çıkarılabilir. Zenginle fakir arasında elbette fark vardır amma velakin her iki zümrenin de dünya görüşü birbirinden farklı değildir kanımca. Şöyle düşünülecek olunursa; evvela inanç ve itikat, insanların meselelere aynı gözle bakmalarını sağlayan bir düzenleyici olarak vazife görmektedir. İnsanlara dünya görüşü telkin eden kaynaklarda hemen hemen aynıdır hani; alim/sanatkar/mahalle hocası/aile büyüğü -bugünle kıyaslandığında her ne kadar dar kapsamlı olsa da- /eğitim süreçleri/toplumsal değer yargıları gibi unsurlar birbiriyle tezat teşkil edecek derecede kamplara bölünmemiştir. İnsanlar aynı tarz şiirlerden -ki çoğunlukla aynı şiirlerden demek daha doğru olacak- hoşlanırlar, aynı kitaplara temayül gösterirler, aynı türküleri dinlerler/söylerler [her ne kadar her türkü kendi sonuna kadar var olmuş olsa da], aynı şeylerden çekinir [ayıp/günah/kabahat/suç/haram/itibarsızlık], aynı değerleri manidar bulurlar [sevap/marifet/edep/haya/namuskarlık/şeref vb.]

Şöyle denilebilinir ki, eski toplum yapımızda sosyolojik manada ”sınıf” olup olmadığı meselesi işte bu yüzden çokça tartışılmış ve kesin bir cevaba da kavuşmamıştır. Sınıf, sadece aynı gelir seviyesindeki insanların öbeklendiği bir topluluk değildir. Aynı zamanda dünyayı ve hadiseleri aynı gözle seyreden ve değerlendiren, benzer tepkiler veren ve hepsinden mühimi diğer sınıflardan farklı olduklarının şuuruna erişmiş bir topluluk değil midir? Bu kriter ışığında Osmanlı toplum yapısında, bizim modern anlamlar yüklediğimiz bir sınıf vakıasının izlerini sürmek zordur ve bu mesele, Osmanlıyı tanımayan Tarih ve Sosyoloji erbabını hayli zorlamıştır. Eski Türk filmlerinden uzaklaşmadan daha fazla; o sıkça tekrarlanan ”biz ayrı dünyanın insanlarıyız Nalan”repliğinin aslında bir sınıf tenakuzuna işaret etmediğini, sadece senaryo yazılarının dramatik bir çelişki yaratma isteğinin sürüklediği en ucuz ve beylik kalıbı işaretler olduğunu söyleyebileceğimiz fikrine vardım.

Neticede Nalan ile Nejat, aşklarının yüceliği ve bükülmezliği faktörünün devreye girmesi ile filmin sonunda birleşip mutlu olurlar. Bu gibi hallerde “iki gönül bir olunca samanlık seyran olmakta” ve birbirini seven iki insan arasına dikilen “ayrı dünyalar” fenomeni ortadan kalkmaktadır. Bu noktada “aşk” denilen şeyin dahi bir geçmiş zaman değer yargısı olduğunu kabul edebilir miyiz, yoksa ”asla!” diye haykırır bir pozisyona girildi mi? O günlerden bu günlere hayli zaman geçtiğini ve eski çamların bardak olduğunu hesaba katmak lazım o dem de…

Hamiş: Ben, aslında ”sınıf”tan girip, daha fazla eşit olanlar ile sadece eşit olanlar arasındaki hadiseye değinecektim. Belki mevzuyu biraz daha irdeleyip demokrasiye kadar uzanıp birkaç kelam da edebilirdim. Ve fakat dünün çobanının, bütün engelleri aşıp ağa kızıyla nikahlandığında mesut olabileceğini, çünkü aşıkların aslında ”aynı dünyanın” insanları olduğu dönemlerindeki gerçekliğin idraki ile mevzuyu nihayetlendirmek daha bir ağır bastı nedense.

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>