Ana Sayfa / Bakış Açısı / BEN – FATMA – DÖNÜŞÜM

BEN – FATMA – DÖNÜŞÜM

Merhaba insanlar, ben Fatma.

Bu ismi siz taktınız bana, sizin atalarınız. Oysaki biz sadece dişi değiliz. Sanırım kararsız görünen tavırlarımızla bizi kendi dişi türlerinize benzettiğinizden ve de siyah renkte olduğumuzdan, bunun adı kara olsun dediniz. Hadi olsun, oldu da, el-mecbur kabul etmiş bizim atalarımız da. Tür farkından size insan dedim, malumunuz ben de bir böceğim. Bunları öylesine söz gelimi anlattım. Asıl konu ev sahibim. Benim gibi kara rengi var, adı Fatma olsaydı ona yakınlığım herhalde daha da artardı. Her gece gözetliyorum kendisini. Deliğimden çıkıp karşısına kararlı adımlarla dikiliyorum, beni görünce gözlerini kısıyor sen niye sabitsin der gibi bakıyor, bakışıyoruz alelade. Sonra alışıyor gözleri beni görmeye, aynen böyle karşısında görmeye. Benden hoşlanıyor…

Melankolik takılıyor geceleri kendi çöplüğünde, kendi deliğinde. Dumanaltı yaşıyor, ne sigarasının ateşi bitiyor ne etrafındaki mumları, tütsüleri de öyle. O seviyor bu hayatı. Gündüzleri istemediği hayata dönüyor, çıkıyor o çok sevdiği deliğinden ve türdeşlerinin kendisinden beklediği gibi  bir yük taşıyor yüzünde, onlar da memnun oluyor…

Müzik sürekli dinler. Notaların yanına harfleri kendisi yakıştırır, elindeki kalem hiç durmaz. Tükenmez der insanoğlu kaleme fakat bundaki tükenen kalemlerin haddi hesabı yok tıpkı tükettiği kendi canı gibi, yazar ha yazar. Müzik insan beynini uyuştururmuş, öyle okudum. Bizim Fatma’nın beynine sinek kaçmış vızır vızır çalışıyor..çok düşünür bir de her şeyi, herkesi… Yazdıktan sonra rahatlık gelir buna, yere oturur uzatır bacaklarını üst üste koyar. O an neler düşünmez ki… Kafasının içindekileri ifade ettikçe bayılıyor sanki,doğru mu yazmış yanlış mı umursamaz komik kız vesselam. Romantik takılır, uzaktan yakından alakası yoktur aslında. Odunun üzerine koysalar bunu, oduna kök salar yeşillik verir dallanır budaklanır bu dingil. Böyle işte bunun yaşantısı; gece insanı. Ben de gece hayvanıyım. Ayağının altında dolaşmadığım sürece baş tacı yapar beni, ezilme pahasına da olsa izlemekten kaçınmıyorum onu.

Gündüzü hiç sevmez. Sabah uyanmayı, dışarı çıkmayı… Gündüz ışığından rahatsız olur, vampir desem değil, acayip mahlukat vicdanını sevdiğim. Karanlığa alışkındır, görmeden hissederek yürür, karanlıkta yemini yer, karanlıkta görür her şeyi beni bile.

Tuvaletten çıktığında beni görünce yol verdi, geçmemi bekledi. Ben yolumu bulunca da deliğine döndü bizim kararlı(!). İşte bu koruyucu, pür dikkat tavrından beri izlerim onu her anını, merakla… Ne yapmak istediği hayata dair, hayalleri, planları…bunların cevabını ben de aramıyor değilim bir böcek olarak. Ben bile bu kadar sabırsızken, O nasıl oluyor da sabırsızlanmıyor, her şeyi bir yoluna, gediğine koymuyor; neden karışık kuruşuk yaşıyor her şeyi yoksa bana mı karışık görünüyor… Onun hayatı belki böyle oluruna varıyor, fakat öyle sakin görünmesi beni ondan daha çok heyecanlandırıyor, meymenetsizde hiçbir belirti kıpırtı yok… Sanırsın heykel Buda, tapınmamı bekliyor herhal.

İçki bulamamış kola içiyor sarhoş olurum umuduyla, dedim ya komik!. Bana eğlenceli, kendisine sıkıcı nemrut. Sanırım beni yazıyor şu an; bana bakıyor arada, ben olabilirim kağıtta yazanlar veya çizilenler, nasıl anlatıyor merak ettim. Onu şu hayatta düşünen tek varlık olduğumu anlamış mıdır, tamam anlık gibi görünebilir ona bu ilgim, ama göründüğü gibi olmaz her zaman, biliyorsunuz siz işte… Birkaç gecedir onunlayım, peşindeyim. Onunla çıkıyor onunla dönüyorum. Şimdilik yaşıyorum, o da şimdilik yaşıyor; biz şimdilik nefes alıyoruz, yarınımız birilerinin ellerinde, karanlık günlerimiz aydınlık ve kararlı olsun.

Sen bir karanlık kadın, ışığını söndürmüş. Küsmüş darılmış nacizane. Sen bir günaşırı ışığı, paklanmış, nurlanmış olan, kalbine eşdeğer birini-bir şeyi bulunca.

Sen de bir böcek, varlığı korunmuş, ve anlaşılmış; kararsız görülmekten kurtulmuş. Sen bir her şey, sen bir “kadın” kısaca.

 

Kara

1 yorum

  1. Ne garip… Hamam Böcekleri’nden ya da Kara Fatmalar’dan -ikisi farklı şey sanırım:)- deliler gibi korkan ben, en sıkkın en yorgun zamanlarımda hamam böceğine benzetirim kendimi… Benzetmekle kalmaz, gerçekten onlardan biri olmak istemişliğim çoktur… Bir keresinde demiştim ki ahaliye; “Deliğimden çıktığım anda üzerime çullanıyorsunuz, az görmezden gelseniz ne olur sankiii!!!”
    Yazınızı okuduğumda gülümsedim, ne şanslı böcekler var dedim, ve kadınlar… Bir de yazının kahramanlarına sormak gerek aslında şanslı mı addediyorlar kendilerini… Bakış açısı işte…
    Kaleminize sağlık, sevgiyle…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>