Ana Sayfa / Edebiyat / Ben Kimim?

Ben Kimim?

imagesHer şeyin bir tamamlayıcısı var bu dünyada. En basiti kadın / erkek ya da insan yapımı fiş / priz… Belki de zıtlıklar. Mesela mutsuzluklar olduğu için mutluluklar var… Ama anladım ki, mutlu da değilim dertli de… Sayende güçsüzüm sadece… Umarım eline geçer yazdıklarım. 

Anlatmak istediğin her şeyi anladığımı anladım… Tahammülüm kalmadı…Neye tahammülüm kalmadığını bilmiyorum… Düşünemem, tahammülüm kalmadı… “Aklına geleni yap ama yanlış bir şey ise hatanı temizle hemen.” demiştin bir de… Fark ettim de ben hiç karar vermemişim ki. Zamanında aldığım giysiler bile sizin izninizle benim olmuş… Onlar benim değilmiş.

Senin beni görmek istediğin kabuğummuş sadece.

Her gün biraz daha karışmaktansa bu halimle bırakırım yaşamayı… Her ne kadar karanlık olsa da ben yine yerim tırnaklarımı… 

Küçükken çok korkardım ben karanlıktan… Sizinle yatmak isterdim de “Koca adam oldun!” derdin hatırlıyor musun? 

Şimdi garip bir şekilde huzurla doluyor içim karanlığın içinde olduğunda. Belli olmuyor kusurlarım, ne de yediğim tırnaklarımı saklamak zorunda hissediyorum kendimi… Belki daha da güzel olurdu her şey, karanlıkta yaşasaydık sadece… Bunları da yazmıyor olurdum o sayede…

İzlemek, karanlığı izlemek… Bir zamanlar midemizi bulandıran bir çok şeye sonradan alışmazdık aydınlıkta olduğu gibi. Belki de daha kolay olurdu öyle yaşamak. Yok yanlış anlama sakın zor değil bu şekilde yaşamak ama her nankör insan gibi kolayın kolayını istiyorum. 

Anladım ki nankör olmayan insanlar masum bebeklermiş sadece. Ellerine verilen küçücük bir şeyle yetinmesini bilip mutlu olurlarmış. Bir bakış yetermiş olmayan dişlerini göstermelerine… Çünkü dişleri çıktıkça geçmişlerini unuturlarmış. Dünyadaki ilk anlarını üç yaşından sonrası olarak görürlermiş. Sonra da kendilerini leyleklerin getirdiği ya da pazardan lahana aldık içinden sen çıktın yalanına inanırlarmış büyürlermiş… Gerçekler açığa çıkarmış. Her gerçek beraberinde hayal kırıklıklarını getirirmiş, istekler artmaya başlarmış bu arada. Küçükken küçük bir oyuncağın yaptığı görevi dünyalar bir araya gelse yapamazmış… Büyürlermiş… Büyümek acıları tatmakmış, hatalar yapmakmış, büyümek küçük olmak istemekmiş. Büyüdüm… Belediye otobüslerinde ayakta kalmak korkulu rüyamdı dengemi sağlayamadığım için. Annemin kucağıydı en güvenli yer. Şimdi ne otobüse biniyorum ne de annelere yer veriyorum bir zamanlar içinde kaybolup ağladığım memleketime de sığamaz oldum. Bir elimizi soğuk suya batırdıktan sonra ılık suya batırınca sıcak, diğer elimizi sıcak suya batırdıktan sonra ılığına batırınca soğuk hissetmek gibi bir şeydi bu. Bursa büyüktü, çok büyük… Sokakların sayısını da bilmiyordum. Sonra İstanbul’u gördüm yine kandırmışlar beni dedim kendi kendime.

Ne sen ne de annem koltuk değneğim değildiniz hiçte olmaya çalışmadınız… Bana hayatlarınızı ve yaşadığınız şehirleri tercih ettiniz! 

Biliyor musun? Düşüyorum arada bir canım çok yanıyor… Ne işin var senin burada diyorum.

Hoşçakal baba, hoşçakal beni getiren leyleği reddetmeyen insan, hoşçakal beni ve yaşadıklarımı ömrüm boyunca desteklemeyen koltuk değneğim! 

P.H.KOÇ

Belli bir yaştan sonra cinsel tercihini, yaşam biçimini ve dış görünüşünü değiştirmiş birinin sözcükleri bunlar. Onun çarpışık, sıkıntılı iç dünyasının, kalemin kağıtla vuslatından doğan sağaltımlar. Bir yüzleşme, hesap sorma, bedel ödeme, belki de en acısı bedel ödetme bu. Onun  çarmıha gerilmiş ruhunun iç çekişi. Kendi tercihlerini seçtikten sonraki yaşamlarında toplum tarafından ayrıştırılıp yabanıl hale sokulan yüzlercesinden birisi.

“İnsanlarda içgüdü yoktur, insan akıl yoluyla öğrenebilen canlıdır, içgüdü hayvanlara has bir olgudur” dedi bir uzman konuşmasında. Düşündüm kaldım! Cinsellik ve cinsel tercih belirlemesi içgüdüye mi dayanır, yoksa öğrenilen – öğretilen her canlının doğasında bulunan öğrenmeye kodlanmış, şifrelenmiş davranışlar bütünü müdür? Çocukluğu ve ergenliğini bu daracık dehlizlerde geçirmiş, kendisine ait olmadığını düşündüğü ve kendisini içinde görmediği bir dünya ve yaşam şeklinden sıyrılıp, kendine ait olanı seçme özgürlüğünü yaşamış birisi içgüdüsel bir eyleme karşı çıkmış mı olur, yoksa kendisine öğretileni inkar etmiş mi? Her ikisinde de sonuç nereye dayanır? Bıyık altı gülümsemeler, meraklı bakışları hak etmişler midir?

Suç kimin, suçlu kimdir?

Lila
2014
Bilecik

1 yorum

  1. “Bana hayatlarınızı ve yaşadığınız şehirleri tercih ettiniz”…
    Öyle derinlerime indi ki bu cümle…Sebep her ne olursa olsun…Yazının/mektubun sahibinden bağımsız hayata uyarladım. Ebeveyn (anne-baba değil) olmak ne zor… Olduğu/olamadığı gibi kabul etmek/ettirmek…
    Lafa gelince hayattaki en kıymetli şeylerdir evlatlar ancak bunu işler yolunda gitmediğinde görebilen/gösterebilenler ne kadar az:( Hatta bir adım ötesi; işlerin gideceği yolu da belirlemek ister anne-baba dediğimiz mahlukatlar…
    Dünyadaki “Ebeveyn”lerin artması dileğiyle…

    Kaleminize sağlık, sevgiyle…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>