Ana Sayfa / Dosya / BEYİN (Bölüm 1)

BEYİN (Bölüm 1)

Algı, öğrenme, hatırlama, hafıza, akıl, zeka, kişilik, bilinç, bilinçaltı, ben…

Nedir bunlar? Kimim ben ya da neyim?

Evet, bunlardan herhangi biri ya da hepsi hakkında bir şeyler öğrenmek, bildiklerimizin teyidi, varsa bilinenlerin yanlışlığı üzerine değişimi için, bütün bunların nasıl olacağıyla beraber, bir yerlerden başlayalım…

Doğada ki en karmaşık ve gizemli yapı beyin…

Beyin-1

Bizleri insan yapan fonksiyonlarımızın tamamı beynimizde şekillenir ve buradan kontrol edilir. Beyin dinlenmez (durmak anlamında), o dinlenirse bir daha işlev görmez. Yani beyin var olduğu andan yok olacağı ana kadar kesintisiz çalışmaktadır. İnsan beyni, anne karnında dakikada yaklaşık 500.000 yeni sinir hücresi oluşarak, beşinci ayda varoluşu tamamlar. Oluşan her bir hücrenin, hangi hücre ile nasıl bir bağlantı kuracağı önceden belirlenmiştir (GEN).

Beyinde ortalama yüz milyar hücre olup, bu hücreler birbirleriyle yaklaşık bir katrilyon bağlantı gerçekleştirir. Hücreler arasındaki bu bağlantıların toplam uzunluğu 300.000 km olan, “aksonlar” ile sağlanır.

Bir gram DNA’da, bir trilyon bilgisayar CD’sine eşdeğer bilgi bulunur. Bir CD’ye iki yüz kitap sığdırabilir ve iki yüz trilyon kitap bir gram DNA’daki bilgi kapasitesine eşdeğerdir. Beynimizde bir saniye içerisinde, aynı anda hiç aksamadan tam bir katrilyon sinyal oluşur. Beyinde kurulan en duygusal bağlantı, koku yoluyla edinilen hatıradır.

Önemli bir bölüm olan korteks insandan başka hiçbir canlıda mevcut değildir.

Korteks: Beynin kılıfı konumundaki bu yapı bir mm kalınlığındadır ve gri renkli hücrelerden oluşur. Beynin bu tabakası düz bir zemine yayıldığında bir buçuk metre karelik bir alanı kaplar. İnsan bu tabaka sayesinde okur yazar düşünür ve plan yapar. Beyin, dışarıdan gelebilecek hasarlara karşı korunma adına mimari olarak, özellikle en önemli bölümlerden başlayıp, içten dışa şeklinde bir tasarıma sahiptir.

Öğrenme ve Hatırlama

Bir şey beyninizi gerçeklerle doldurur, onları hatırlamanızı sağlayan şey başka bir şeydir.

Peki bunu nasıl yapıyoruz?

Beynimizde bir saniye içerisinde gerçekleştirilen bir katrilyon sinyal, yeni bir şeyler öğrenme aşamasında, yeni öğrenilenlerle ilgili sinyallerin aksonlar arasındaki çok küçük boşluktan birbirlerine geçişinde çok fazla efor sarf edilir.

Bu yüzden bilmediğimiz her şey zordur.

Öğrenilmeye başlanan her şeyin daima ilk adımı diğer adımlarından daha zordur. Bu sinyal geçişleri, öğrenilen yeni bilginin tekrar geçişlerinde, daima ilkten sonrakilere, zordan kolaya doğru bir gelişme gösterir. Öğrenim tamamlandığında artık her geçiş çok kolaydır, tekrar yeni bilgi girişleri olana dek.

Omega 3 sinyallerin geçişini kolaylaştırarak öğrenmeyi hızlandırıyor, kolaylaştırıyor.

Çocukluk yılları beynin en hızlı geliştiği dönemdir.

Konuşma ve okuma özelliği bu dönemde gelişecek ve kullanılmaya başlanacaktır, bu dönemde beyin duyu organları aracılığıyla algılanan her şeyi kaydeder. Bu nedenle çocuk beyninde yetişkin beynine oranla iki kat daha fazla nöron ağı vardır.

Öğrenme, nöron ağlarının birbirini tanımasıyla geçekleşir. Ağların birbirini tanıdığı oranda da çocuk düzenli bir gelişim gösterir. Örneğin; önce emekler, ardından yürür ve sonra konuşmaya başlar. Ancak bu yıllarda öğrenilen hiçbir şey, konuşmak kadar karmaşık ve mucizevi değildir.

Çocuk nasıl konuşmaya başlar?

Beynin yönetiminde ki bu fonksiyon, konuşma yeteneği insan beyninin sol yarım küresindeki nöronlar tarafından denetlenir. Konuşmayı mümkün kılan temel düzenek, aslında doğum anından itibaren beyinde yer almaktadır. Ancak bebek belirli bir gelişim sürecinin sonunda konuşmaya başlar.

Bilgisayar örneğinde olduğu gibi, beyinde, konuşmak için gereken sayı ve nitelikte veriyi kayda alıp biriktirmelidir. Hafıza ile konuşma becerisi arasında ayrılmaz bir bağ vardır, hafıza olmaksızın konuşmak mümkün değildir. Beynin bilgiyi hafızaya geçirmesi ise iki farklı süreçle gerçekleşmektedir.

Kısa ve uzun süreli hafıza kayıtları.

Çocukta uzun süreli hafıza yaklaşık iki yaşında gelişmeye başlar. Konuşma becerisinin gelişimi de, uzun süreli hafızanın gelişimiyle doğrudan ilişkili olduğundan, çocuk iki yaşında gerçek anlamda konuşmaya başlar. Yaygın kanının aksine, beyin her şeyi kıvrımları arasında kaydedip daha sonra kullanmak üzere yaşamın sonuna dek saklamaz. Anlamlandırılamayan, kullanılmayan ya da tekrarlanmayan çok sayıda bilgi kısa dönem bellekte bir süre için bekletildikten sonra silinir. Duyulardan gelen tüm bilgiler beynin hipokampus bölgesinde toplanır. Bir veri önceki deneyimlerle anlamlandırılamıyor ise, bu bölgede çok kısa bir süre kaldıktan sonra silinir. Örneğin bilmediğimiz bir dilde yapılan konuşmaları duyarız ancak anlamlandıramayız, bu konuşma bizim için yararsız bir bilgi olduğundan hafızamızda uzun süre kalmaz.

Bazı bilgiler de geçici bir süre için gereklidir ve kullanıldığı sürece hafızada tutulur, bu süre bazen bir dakika, bazen bir saat, bir gün ya da üç yıl olabilir. Örneğin tek bir sınav için ezberlenmiş matematik formülü, ya da bir bilgisayar giriş şifresi bu tarz bilgilerdendir. Bu tarz tüm bilgiler kısa süreli hafızada saklanır ve gereksiz oldukları anda silinirler.

Uzun süreli hafıza hipokampustan korteks tabakasına gönderilmiş olan bilgileri içerir. Korteks tabakasına yapılan her yeni kayıt, korteksin tamamını saran milyonlarca nöronu devreye sokar. Hipokampus bu yolla yeni bilgilerle eskilerin uyumunu kontrol eder.

Yeni bilgi geçmişteki deneyimlerle uyumlu olduğu oranda dokunun daha alt katmanlarına kaydedilir.

İşte bu yüzden iki farklı beynin aynı durum karşısındaki reaksiyonu daima farklıdır. Bu fark oldukça küçük olmasından dolayı hissedilmeyebilir, ya da olabildiğince belirgin şekilde gözlenebilir.

“Kimse beni anlamıyor!” durumuna düşersek bir gün, biline ki bu sebepledir.

Kayıt işlemleri bütün halinde gerçekleşmez, beyin hafızaya alacağı bir görüntüyü veya bilgiyi önce temel parçalara ayırır. Çünkü her bir parça korteksin ilgili bölümünde depolanacaktır. Örneğin bir elma, elmanın şekli, rengi, tadı ve kokusu beynin farklı bölümlerinde dosyalanır. İhtiyaç duyulduğunda ya da elma ile ilgili tek bir detay ile karşılaşıldığında, bir bütün olarak elma kavramı ve kavramın içinde barındırdığı detayların tümü hafızadan geri çağrılır.

Biz buna hatırlamak diyoruz. Beyin görseli sözelden daha iyi hatırlar.

Albert Einstein, beyin üzerinde incelemeler yapan bir bilim adamı olarak  bir biyografisinde, ölümünden sonra kendi beyninin de incelenmesini istediğini belirtmişti.

Albert Einstein‘in kırk yıl kavanozda bekledikten sonra üzerinde yapılan bir araştırma sonrasında, beyninin bir bölümünün anormal geliştiği tespit edildi. Einstein, kendi bilimsel düşünme sistemini, “Kelimelerin pek bir fonksiyonu yoktur.” sözleriyle anlatırdı. Meslektaşlarının onun bu yönüyle ilgili düşünceleri ise, “O, kelimeler yerine görsel boyutla ilgiliydi ve şekillerle düşünürdü.” şeklindedir.

İşittiklerimizin % 20′sini, gördüklerimizin % 30′unu, hem işitip hem de gördüklerimizin %50′sini, işitip, görüp ve yaptıklarımızın da % 90′ını hatırlarız. Bir şey ezberlemek uzun bir domino hattı oluşturduğumuzda olanlara benzer. Bir olayla ilgili hafıza oluşturduğumuzda ona doğru nöral bir yol açarız.

Bu hafıza beynimizde her neredeyse, oraya doğru giden birleşik beyin hücreleri vardır, o olayı almak için tek yapmamız gereken yolu onlara doğru tetiklemektir.

Andi Bell, Britanyalı hafıza şampiyonu.
Dünya Hafıza Şampiyonasını üç kez kazanmıştır (1998, 2002, 2003).
Yarışmalarda Loci metoduna benzer bir yöntem kullanır.

Andi, bir belgesel için deneniyor ve önüne karıştırılmış ayrı ayrı on deste iskambil kağıdı konularak (her deste elli iki farklı kağıttan oluşur), onlara bakabileceği sadece yirmi dakika veriliyor kendisine.

Geliştirdiği teknik sayesinde verilen sürede her ne yaptıysa, süre sonrasında, bütün destelerin, kaçıncı sırasında, hangi kağıt bulunduğunu doğru olarak söyledi.

Bilim adamlarının keşfettiğine göre, beynimiz yerler arasındaki rotayı birbirinden bağımsız sayılar ve şekillerden daha kolay hatırlıyor. Durumları ezberlemek için basit hikayeler kullandığımızda beyinde o hatıraları oluşturduğumuz yere birden çok yol açmış oluyoruz. Bazen bir durumu hatırlamakta ki zorluk çekmemizin asıl nedeni, tek nöral yolun kolayca kopabilir olmasındandır. O hafızaya birden fazla yol olursa ve biriyle oraya ulaşamadığımız durumda diğeriyle ulaşabiliriz. Andi Bell’in kullandığı teknik tamamen bu mantıkla geliştirdiği bir tekniktir (şekillerle kayıt).

Hatırlamak istediği şeyleri, kafasında önce bir senaryo yaratıp, daha sonra hatırlayacaklarını şekillendirerek koyacağı yerleri belirleyip, onlara ulaşabileceği yollar belirliyor.

Tek bir yol değil bir çok yol.

Daha sonra hatırlanacak şey, ilk domino taşı tetiklendiğinde gerisi yolu takip ederek sona ulaştığı gibi, hatırlanmış oluyor. Bu hatırlama işlemi genelde o kadar kısa bir süre içinde gerçekleşir ki, biz herhangi bir şeyi hatırladığımızın bile farkına varmayız. Kimi zamanda, örneğin on yıl önce izlediğimiz bir filmin adını geri çağırırken gün boyu bu adı düşünür ve bazen saatler sonra hatırlarız. Asıl şaşırtıcı olan beynimizin bazı şeyleri daha biz fark edemeden hatırlayabilmesidir. 

Bilinçaltı hafıza ya da içine doğma, en beklenmedik durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Bu konuda, bir itfaiye ekibinden örnekle bilim adamlarının konuya yorumunu ele alacağız.

5 ekim 2001 Leicester, İngiltere.

Leicester İtfaiyesi İstasyon şefi Andy Kirk.

Ekip büyük bir yangına müdahale ederken yangının kontrol altına alındığı sırada, Andy Kirk Aniden herkesi binadan çıkarması gerektiğini düşünüp, ekibinin protestolarına rağmen herkesi ikna ederek dışarı çıkartmaya başladı. Kapıya yaklaştıklarında büyük bir patlamayla her yeri bir alev topu sardı ve herkes son anda kurtuldu. Olaydan sonra müfettişler patlamanın nedenini araştırmaya başladı. Bütün verilerden sonra Andy Kirk’in, oradaki herkesin hayatını kurtardığını anladılar. Yangın yerinde o büyük patlamanın adı ani parlamaydı. Ani parlamalar kapalı alanda bütün oksijen yandığı anda meydana gelir. Yangının ne zaman parlayacağı tahmin edilemez ve ani parlamalar çok nadir olurlar.

Andy Kirk bunun olacağını nereden biliyordu?

Olacakların işaretlerini bilinçli şekilde algılayamasa bile beyni tehlikeyi fark etmişti.

O durumu bu şekilde anlatıyor;

“Ne olduğunu ifade edemem ama orada olağan üstü bir şey olacağından emindim. O olayda meydana gelen bir sürü küçük şey, zaman ve yerle ilgili kaydettiğiniz küçük resim kareleri, bunları bilinçaltımda gözden geçiriyordum, bu bana rahatsızlık hissi verdi.”

Beyin araştırmacıları bunun nasıl olduğunu bildiklerini sanıyorlar;

Beynin ön tarafındaki bir bölüm, biz farkında değilken devamlı olarak etrafımızdaki dünyayı tarıyor. Bulguları geçmişteki deneyimlerle karşılaştırıyor. Andy Kirk’in olayında, bu yangını daha önce gördüğü tüm yangınlarla karşılaştırdı. O anda Andy Kirk farkında değilken, tarayıcı beyin üç şeyin yolunda olmadığını fark etti.

Birincisi çıkan duman çoğu yangının aksine portakal rengiydi.

İkincisi Kapılar açıldığında hava hızla binaya doldu normalde dışarı çıkması gerekirdi.

Üçüncü ve son olarak hiç ses yoktu normalde oksijenle yandığında yangın çatırtı çıkarır.

Andy Kirk’in beyni bu normal olmayan işaretleri normal yangınlardaki deneyimleriyle karşılaştırdı ve ona bir uyarı işareti yolladı, bir rahatsızlık hissi ve bir içgüdü.

İçgüdülerimizi dinlemek hepimizin kullanabileceği bir maharettir, bilim adamlarına göre olayla ilgili deneyiminiz varsa içgüdüleriniz doğru çıkabilir. Yani hissettiğiniz şeyi açıklayamamak, onu görmezden gelmenizi gerektirmez. Öğrenen beynimiz başka bir sıra dışı özelliğe daha sahiptir. Bu kendimizi insan olarak tanımlamamızı sağlıyor.

Orijinal düşünceye sahip olma yeteneği.

Bilim adamları orijinal düşüncenin beyinde ki sinyalini diğerlerinden ayırabiliyorlar. Bir denek makineye bağlanıyor, fakat makineye bağlı deneğin orijinal fikir üretmesi neredeyse imkansız. Bilim adamları görsel bir illüzyonu çözen beynin, orijinal fikir dalgası yaydığını biliyorlar. Deneyde, makineye bağlı deneğin önüne bir fotoğraf konuyor, bu resimde siyah beyaz renklerden karmaşık şekiller var sadece. Bir süre sonra denek resim üzerinden dalmaçyalı köpeği fark ettiği anda, analiz bilgisayarındaki beyin dalgalarında orijinal fikir dalgası saniyenin beşte biri kadar süren elektriksel patlama şeklinde beliriyor. Bu, orijinal düşüncenin kendine has sinyalidir.

Bilim adamları bu fark edişe “aha anı” diyorlar.

Normal günlük hayatımızı yaşarken beyinlerimiz düşünceler ve hisler tarafından bombardımana tutulur, bu aşamada orijinal düşüncenin küçük elektriksel sinyali diğerleri arasında belli olmaz. Ama geri plandaki seslerden bazılarını kapatabilirsek aha anlarımızın farkına varma şansımız olurdu.

Orijinal düşünceyi yaratmanın en iyi yolu, uygun bir rahatlama yolu bulmaktan geçiyor.

Tarihin en büyük fikirlerine bakalım;

Isaac Newton, yer çekimi teorisini çimenlerin üstünde yatarken bulmuştu.

Galilei, zamanı sarkaçla ölçme fikrini bulduğunda kilisede sessizce oturuyordu.

Niels Bohr, atomun yapısını hayal ettiğinde pistin etrafını dönen yarış atlarını seyrediyordu.

Beyinleri rahatlamış haldeki insanların fikirleri dünyayı değiştirdi, belki de bu hepimizin öğrenmesi gereken bir şey.

Bir sonraki bölümümüzde kişiliğimizin nasıl oluştuğunu ele alacağız.

Not: Bu yazı, gerçekliği ve güvenilirliğine inandığım metin ve belgesellerin, konuyu tamamlayıcı olduğuna inandığım kısımlarının tarafımca toparlanışı şeklindedir.

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>