Ana Sayfa / Dosya / BEYİN (Bölüm 3)

BEYİN (Bölüm 3)

ALGI, BİLİNÇ, BİLİNÇALTI, ZİHİN

Bu bölümde öncelikle bu terimlerin basit tanım ve özelliklerinden kısaca bahsedip, daha sonra nasıl işlev gördüklerine detaylı bir şekilde girerek, neyi nasıl kontrol edeceğimiz konusunda bir adım daha ilerlemiş olup, algılarımızın nasıl değiştiğine şahit olacağız…

Unutmayalım ki bizi biz yapan şeyin tamamı bilgidir; yani bildiklerimiz her şey ya da her şey bildiklerimizden ibaret. Peki sizce, bildiklerimizi şekillendiren bu mekanizmanın ne olduğu ve bunu nasıl yaptığı bilgisi ne kadar değerli ? İşte bu, bilgiler arasında benim favorim…

ALGI

Algı, içten ve dıştan gelen uyarıcıların duyumlar aracılığıyla anlamlı hale getirilmesine denir. Bir tat almak duyum iken, ne tadı olduğunu anlamak algıdır. Bir şeye dokunmak duyum iken, dokunulanın ne ve nasıl olduğunu anlamak algıdır.

Duyum ve algının önemli farkları;

  1. Duyum basit fizyolojik bir olaydır, algı ise karmaşık psikolojik bir olaydır.
  2. Duyumda uyarıcılar tek tek değerlendirilir, algıda ise bir bütün olarak değerlendirilir.
  3. Duyum her bireyde aynı şekilde gerçekleşir,  algı ise bireyden bireye farklılık gösterir.

BİLİNÇ ve BİLİNÇALTI (Şuur-zihin ve Şuuraltı)

Bilinç

Benliğin merkezi olarak bilinen bilinç, İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği yani  insanın kendisinden ve çevresinden haberdar olması anlamına gelir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biridir.

Bilgiyi seri halinde işler, aynı anda genelde bir tek bilgi işlenir. Kısa süreli hafızadan sorumlu,İradenin yeridir, espri, alay ve inkarı anlar. Yavaş ve belirsiz. Yeni şeyler deneme ve öğrenmeye heveslidir. Zaman algısı buradadır. Mantıkçı, muhakeme yeteneği ve akılcı karar vermeyi sağlar. Farkındalık buradadır ve  dinlenmeye ihtiyaç duyar.

Bilinçaltı

Bilinçaltı, varoluşumuzun en ufak ayrıntılarını dahi içinde barındıran olağanüstü ve kusursuz bir belleğe sahip olup aynı zamanda söylenenleri sorgulamaksızın kabullenen ve kolayca yönetilebilen bir yapıya sahiptir.

Bilinçaltı kayıtları nasıl oluşur?

Doğduğumuz andan itibaren bize söylenen her sözcük, izlediğimiz, okuduğumuz, gördüğümüz her şey yani bütün algı ve duyumlarımız bilinçaltımız tarafından kaydedilir.

Bilinçaltı kayıtları nasıl çalışır ?

Bilinçaltı kendisine gönderilen her şeyi eleştirip yargılamadan hareket ederek kabul eder veya reddeder. Değerlerimizi, inançlarımızı depolar, beden fonksiyonlarımızı kontrol eder kesinlikle akıl yürütemez,  hayal,gerçek ayrımı yapmadan her şeyi gerçek gibi algılayarak hareket eder. Bilinçaltına yerleşen bilgiler bütün yaşamı etkileyen davranışlarımıza yön veren temel esasları oluştururlar. Uzun süreli hafızanın yeri olup, bir çok görevi aynı anda yapabilir. Kelimesi kelimesine anlar, tekrarla öğrenir, çabuk ve kesindir. Duyguların yeri burasıdır, 24 saat iş başındadır ve sadece şimdiyi yaşar, zaman kavramı yoktur, o zamansızdır ve ondan enerjiyi, bilgiyi, her şeyi çekebilirsin, yaşanmış olan her şeyi elini uzatıp oradan alabilirsin…

Şimdi, bir şeyleri değiştirebilmemiz ya da daha iyi anlayabilmemiz için bu konuda öncelikle, bilinç ve bilinçaltının birbirleriyle  nasıl etkileşimde oldukları ve hangi kurallara göre hareket edebildiklerini bilmemiz gerekiyor. bu konuda, bilinçaltına hükmedebilen bilinçler bize yardımcı olabilir mi ?

Hipnoz

Hipnoz, psikolojiye göre, telkine yatkınlık gösteren bir tür yapay uyku veya uyku-uyanıklık arası haldir.

Hipnoterapist, hipnoz ile davranış değişikliği ya da tedavi uygulayan kişidir.

Dünyanın ilk ulusal akreditasyon almış Hipnoz Akademisi olan HMI College of Hypnotherapy eğitmenlerinden John Melton‘un anlatımıyla;

Zihin Kuramı

Bu anlatmak istediğim, zihnin teorik modeli… Buna “Zihin Kuramı” diyoruz, çok önemli temel bir modelimiz var. Zihnin nasıl çalıştığı ve bizim yaptığımız işin(hipnozun)bu modele nasıl entegre olduğunu anlatıyor. Bu dairemsi şeyin birinin zihni olduğunu varsayalım.

2

Buna bakıp bunun zihnimiz olduğunu hayal ettiğimizde, burada öğrenme sürecimizdeki işlemlerden biri “Tanımlama” dediğimiz şey diğeri “ilişkilendirme” ve çoğu zaman bunlara bir “tepki” yaratırız…

Peki, bu hayatta nasıl geçerlidir onu bir düşünelim, mesela şöyle bir örnek olabilir;

Radyoda belirli bir şarkı duyabilirsiniz, böyle bir şarkı duyduğumuzda bazen ne olur ne yapar içimizde ?
Hemen nerede ve kiminle idiysek oraya geri döneriz, hatırlayabiliriz, ayrıntılı olarak.
Bu durumda o şarkıyı “tanımlıyoruz” ve “ilişkilendiriyoruz” hayat da belli biri ile veya öyle bir şey ile, sonra belirli bir “tepki” veririz, duygusal bir tepki ya da bu türde bir şey olabilir.

Tabi bu bizim diğer duygularımızla da olabilir, bu koku gibi bir şeyde olabilirdi mesela.
Annem bir parfüm kullanırdı, çok özgün bir koku, bugün bile onu koklasam şöyle oluyor;
“Bu kokuyu tanımla”“ilişkilendir”  yani  ‘anne’  ve “Tepki” olarak da onu düşünürüm, sıcak bir his kaplar,bana çocukluğumu hatırlatır. Ya da yeni kesilmiş çim kokusu, benim için bu çok güçlü bir şey büyüdüğüm yeri hatırlarım, bu kokuyu ilk duyduğum anı. Yani bu, duygularımızdan bir çoğunu ilişkilendirebilmemizi sağlayan çok belirgin bir süreçtir.

4

Doğduğumuz zaman zihnin bir bölümü vardır ki halihazırda bağlantılı ve çalışır vaziyettedir.

Şimdi biz buna “PRİMİTİF ALAN”(ilkel alan) diyeceğiz. Ve bu ilkel alanda bakacağımız bazı tepkiler var. Bunlardan biri eminim bir çoğunuzun ya bizzat deneyimleyerek farkına vardığınız, ya da muhtemelen bir noktada öyle ya da böyle incelemiş olduğunuz şey. Yani bizim “SAVAŞ” ve “KAÇ” dediğimiz şey…

Bunlar tepkilerden bazılarıdır fakat, “Savaş-Kaç” tabi bizim beraber doğduğumuz ilkel “hayatta kalma” mekanizmalarımızdan biridir. Ve eğer kendimizi tehdit altında hissedersek, o zaman ya onunla savaşmaya çalışacağız ve hayatta kalacağız, ya da belli ki kaçacak ya da koşacak ve hayatta kalacağız.
Ve daha ilkel bir ortamda, kendimizi şöyle hayal etsek:
Mesela diyelim ki, “Mağara Adamı” veya onun gibi bir şey dışardaysak ve o sırada bir “kılıç dişli kaplan” ile karşılaşırsak, o an yanımızda doğru araçlar varsa, bir tür silah vb gibi savaşabiliriz ve belki bir akşam yemeğimiz olur. :))
Veya “kaçış”, kendimiz “akşam yemeği” olmayalım diye. İşte böyle temel bir “hayatta kalma mekanizması”.5
Ayrıca bazı korkularla da doğmuşuzdur ve sonra “ilişkilendirmeye” başlarız, daha  önce de bahsettiğimiz gibi ve etrafımızdaki dünyayı deneyimlerimiz vasıtasıyla “öğrenmeye” başlarız.

Böylece bazı ” pozitif” deneyimlerimiz olacak, nötr” deneyimlerimiz ve “negatif ” deneyimlerimiz.

Her birimizin etrafımızdaki dünyayla etkileşimimizin nasıl olacağını belirleyecek.
Basit bir örnek vermem gerekirse:
Ben anne babasını evcil hayvan alsınlar diye sıkıştıran türden bir çocuktum, bu nedenle benim bir köpeğim, kedim, kaplumbağam ve bir balığım da vardı. Çoğunu uzun bir süre hayatta tutabilmeyi başarmıştım ki bu oldukça iyi. Hayvanlarla çok pozitif bir ilişki kurarak büyüyen bir çocuk olarak, mesela köpeklerle… ama diyelim ki burada oturan Stanley, belki de çocukluğunda bir köpek tarafından ısırıldı…

7Bu yüzden…

Şimdi eğer benim köpeğim şu kapıdan içeri girseydi ben muhtemelen 10 yaşında bir çocuk gibi davranırdım ve onunla oynamak isterdim. Ama Stanley tabi ki “Savaş-Kaç” tepkisini aktive ederdi çünkü onun için bu bir “tehdit” olarak ilişkilendirmişti. Biliyorum bu çok basit ama bunun üzerine inşa ederek konuya geliyoruz, anlaşılmıştır umarım.

Konu şu ki aynı dünyada yaşayan değişik insanlara aynı uyaranlar verildiğinde, “öğrendikleri” şeye dayanarak farklı farklı tepkiler gösterebilirler. doğru mu ?

Yani bu tür şeyler “BİLİNENLERİMİZ”(Tanınanlar) diye adlandırdığımız şeylerdir. Bizim için “bilinenler” haline gelirler. ve bu “bilinenler” yine… bir durumu tanımlarız, ilişkilendiririz ve tepki veririz. Bunlar gerçekten altbilinçsel hale gelirler.

Demek istediğim; Stanley’e tekrar geri dönecek olursak, onun köpekten korkuyor olması örneğine, yaklaşan bir köpek görüp kendi kendisine bilinçli olarak şöyle diyor mu :  “bir köpeğin bana yaklaştığını görüyorum, ‘Savaş-Kaç’ modumu aktive etmek isterim!” Olan şey bu değil, öyle değil mi ? Biliyorum bu saçma gibi görünüyor ama gerçek şu ki bir süre sonra durum, böyle otomatik bir tepki haline gelir. Aynı şey “Pozitif Tepki” için de geçerlidir. Bu durum basitçe, bu tür şartlar altındayken nasıl tepki verdiğimizle ilgilidir.

9

Şimdi bu “ilkel alana” bakacak olursak ve bu “bilinenler” bu  “anılar”, bu “çağrışımlar”, zihnimizde olup biten tüm bu otonomik veya otomatik tepkiler, bu gördüklerimiz hep doğası gereği bilinçsiz ya da bilinçaltı seviyededir. Ve bunun zihnimizin yaklaşık %88 i olduğunu tahmin ediyoruz.

 

Şimdi, yaklaşık olarak 8 – 9 yaşlarımıza ulaştığımızda, zihnimizin “KRİTİK AKIL”(Kritik Zihin,Kritik Faktör) dediğimiz bölümünü oluşturmaya başlarız. Bilinçli bölümün bir parçasıdır, bir kısmı da bilinçsiz bölümdedir.

Ortak kullanımdadır diyebiliriz bu alan için.

10

Biz bunu bir nevi ” kaynağın filtresi” olarak düşünüyoruz.

“Kritik Düşünce” (Eleştirel Düşünce)
Yaşımız henüz çok gençken, henüz beyin gelişimimiz organik olarak tamamlanmamış, yaşam tecrübesine sahip değiliz, gerçekten analiz etme, düşünme ve neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verme becerimiz yok, çünkü henüz bunları yapacak kadar olgunlaşmamışızdır.

Ama belli bir noktada, 8-9 yaşlar civarında eleştirel analiz etme becerimizden gerçekten faydalanabilmeye başlıyoruz.
Bu programda sizinde burada yaptığınız şey bu, verilen bilgileri düşünüyorsunuz, analiz ediyorsunuz, ve aklınıza yatıp yatmadığına karar veriyorsunuz.

Bilinçli olarak yaptığımız eleştirel(kritik) düşüncede elimizde olanlar:

“MANTIK”, “SEBEP”, “KARAR VERME” ve “NİYET” veya “İRADE”

11

Ve böylece zihnimizin bu “bilinçli eleştirel düşünce” bölümü, bizi korumaya çalışmak amacıyla orada, düşünebilelim, analiz edelim diye.

Genç bir çocuğu düşündüğümüzde, onda bu yetenek yok ve siz yetişkinseniz, ebeveyn siz iseniz ve onlara bir şey söyleseniz, onların bunun hakkında düşünmesi, analiz etmesi, bu mantıklı mı, akla uygun mu?

Onlar çok daha alıcı, bilgiye açık… onlar sadece gördükleri haliyle kabul ederler öyle değil mi ?

Ta ki becerileri hem beyin gelişimi ile hem de deneyimleri ve hayat hakkında öğrendikleri vasıtasıyla gelişene kadar. Yani bizim için kullanılabilir hale gelen bu eleştirel yeteneğimiz var. Ve böylece…  Bu gördüğümüz o yaklaşık %12 lik olan diğer bölüm.

12

Önemli olan şu ki ;

Bu ikisinin etkileşimini bizler anlıyoruz ve yaptığımız işte (bizim yaptığımız iş), neden birilerinin zaman zaman bize veya başka terapistlere başvurmasına yol açtığını.

“KRİTİK ALAN”, % 12′lik ve diğer %88′lik alanların ortak kullanımında bir alandır.

Şimdi gelin bu etkileşimin nasıl meydana gelebileceğine dair bir kaç örneğe bakalım.

Bir kaç isim seçeceğim, mesela Nathan ve Roberta…

Bu ikili bir akşam yemeği yemek için karar vermiş olsunlar ve Nathan kendine bir sağlıklı yaşam programı uyguluyor olsun. Nathan bu yüzden sağlıklı besleniyor, karbonhidratlardan, fazla yağdan ve tüm bu şeylerden kurtuluyor, kendisini iyi hissediyor egzersiz yapıyor… Akşam yemeğinde Nathan kendine salata gibi bir şey alsın, Roberta da çizburger ve kola gibi bir şeyler istesin, yemek gelir ve ikisi de hallerinden memnun yemeklerini yemeye başlarlar.

Eminim Roberto yemeğini yerken Nathan onun yemeğine göz ucuyla bakıp “güzel görünüyor ama kendimi iyi hissediyorum” diye düşündü. Yani onun “Mantık, Sebep”= “ne yaptığımı biliyorum, benim için iyi olan bu, sağlıklı besleneceğim ve sağlıklı olmaya devam edeceğim” dedi. Ama sonra düşünülmedik şey gerçekleşir ve garson tatlı arabasıyla ikram servisinde…

Şimdi, diyelim ki Nathan büyürken her doğum gününde annesi ona çikolatalı pasta yedirmiş olsun ve Nathan’ın şekilde belirttiğimiz pozitiflerinde çikolatalı pasta yer alıyor. Ve tatlı arabasında çikolatalı pasta Nathan’ın gözünün önünde… cehennemden gelen duble kalın, üç katmanlı çikolatalı pasta!:) Ve Nathan bunu görüyor kokusunu alıyor… Çalışan mekanizma ; “Tanımla… ilişkilendir… Tepki ver…” %12 lik alan biraz çatlamaya başlıyor…

Bu durumda tabi ki içinde kocaman bir gülümseme oluşur ağzı sulanmaya başlar ve kendini tutmaya çalışıyordur; “Hayır hayır ben bunu yemem, ben sağlıklı beslenirim…” falan.  Sonra Nathan pastayı yer, peki sonra ne olur ? Bilinçaltı güler:)

Böyle bir “haz” ile bağdaştırılmış olan ve uzun süre önce zihnin güçlü bir ilişki kurmuş olduğu bu güçlü kuvvetli bölümü diyor ki; “Çikolata ye!”

Bilinçli alan, “Çikolatanın benim için iyi olduğuna inanmıyorum.” Kuvvetli alan, “Çikolata ye!”

Bu şekilde bir çatışma çıkar ikisi arasında ve bazen bunu yapabilir fakat onu eşiğin ötesine geçiren, kanalları geriye döndüren o bildiğimiz küçük şey ilişkilendirdiği o çikolatalı pastaydı. Artık yemeklerine normal şekilde devam edecektir Nathan:)

Sigarayı ele alalım;
Bu sık sık yaptığımız bir şey sigara bağımlılığıyla güçlü bir psikolojik ilişki var. Sigara içmeyi bir düşünün, sigara içen herhangi biri size diyecektir ki… Şimdiye kadar abartısız yüzlerce sigara bağımlısıyla çalıştım ama konuştuklarım arasında gerçekten bir kişiye rastlamadım ki ilk defa sigara içtiklerinde “Oh! Bu çok iyiymiş ya! Bayıldım buna!” demiş olsun. Vücut size diyor ki: “Bunu benim içime koyma” öksürüyorsunuz, ona merak duyuyorsunuz veya bu tür tepkileriniz olur, öyle değil mi ? Ama gençlik çağlarınızın belki sonlarındayken, bir çok kişinin sigaraya başladığı zamanda bununla mücadele edersiniz ve şüphesiz çok iyi uyum sağlayabilen bir türüz ve bir süre sonra artık vücudunuz der ki ; “tamam, o zaman tepkiyi kapatayım bari, çünkü anlaşılan bu şeyi artık sürekli içeceğiz” Ve sonra hem dış bilinç (bilinçaltı), bu bağlantıyı mesela diyelim ki; ” yemek sonrasında sigara içmek istiyorum” ile ilişkilendirmeyi öğrenir. veya stresli olduğumda nihayetinde böyle bir bağ kurulur. Diyelim ki başlangıçta en azından 20 yaşındalar, onlar sigara içmeyi istediler ve içiyorlar, doğru değil mi ? Ve sigara içmeyi öğrendiler ve böylece bu motivasyonları, bu davranışı harekete geçiren çağrışımları ilişkilendirdiler, öyle değil mi? Yani şu çatışma olayı artık yok, çünkü yapmayı bilinçli olarak istiyorlar ve bilinçaltılarında bunu yapmaları için motive ediliyorlar.

Henüz ortada bir çatışma yok. Sonra ne olur, Çatışma ne zaman oluşur ?

Son vermek istediğimizde… Peki neden olur bu ?

Belki yaşlanırlar ve karar verirler ki tadı artık eskisi gibi güzel gelmiyordur, veya “genç görüntümü yok ediyor olduğundan korkuyorum”, “Toplumdan dışlanmış biri gibi hissediyorum”, “çok öksürüyorum”, “bu prangaya bağlı kaldım”, “sigara fiyatı çok pahalı”.

Yani bütün bu unsurlar bir araya geliyor ve bir noktada kendilerine diyorlar ki, “Artık bunu yapmak istemiyorum.” Ama şimdi çatışma meydana geldi işte, çünkü sırf bilinçli akıllarıyla istemiyor olmaları bunu değiştirmiyor. Hoş, zamanla…  belki uzunca bir süreç geçirdiniz ama başlangıcında bu çatışma kesinlikle orada ve insanlar bununla mücadele ediyor. Bir çoğumuz bu bilgiye sahip değiliz, basitçe şöyle düşünürler, “Eğer bırakmak istiyorsam öylece bırakmalıyım” der.  Ve sonra kendilerini hırpalarlar, bilirsiniz sonra kendilerini strese sokarlar. Ve “stres” daha fazla yapmaya yönlendirmek üzere başa sarar ve bir döngüye girersiniz.

İşte bu bizim işimiz. Çünkü bu bizim işimiz, hayatınızda artık işinize yaramayan bu “öğrenilmiş” ilişkisel bağların bazılarını değiştirebilmeniz için size yardım etmektir.
Bu bağlar yerleşik hale geldiğinde değiştirebilmeleri için onlara biz yardım ederiz. Bu işte yaptığımız çok önemli şeylerden biridir bu.

Şöyle bir vaka hatırlıyorum;

Yıllar önce bu programdaki danışmanım bahsetmişti bana;
Bir birlikteliği olan genç bir kadın gelmiş ve kadın ilişkisini sürekli sabote ediyormuş. Bu da olabilecek başka bir şey. Nedenini anlamıyordu çünkü, bilinçli olarak mantığı ve muhakemesi diyordu ki;  “O iyi bir çocuk, bana kibar davranıyor, bana iyi davranıyor ama sürekli bu davranışlarım bir şekilde devam ediyor”.  Ve sonra farkettiği şey şuydu ki;

Hayatındaki bu çocuk aktördü, onun büyüdüğü ailede babası da bir aktördü ve annesi her tartışma sonrasında ona sürekli derdi ki; “Ne yaparsan yap ama asla bir aktörle evlenme!”. Böylece, bu tür bir şartlanma…

“Negatif”-”Aktör”

Her seferinde birbirlerine ne zaman yaklaşsalar bu dürtü ortaya çıkar ve bu iç sabotaj meydana gelir.

Bu ilişkilerde olabilir, sigara olabilir, hayatın bir çok alanında bu çatışmalar oluşabilir. Biz insanlara, o çatışmaları çözümlemeleri konusunda yardımcı oluruz. Umarım buraya kadar anlamadığınız bir şey yoktur.

Şimdi…

Bir çok bilgiyi işleme tabi tutarız. Bu bilgi işleme olayını “MESAJ BİRİMLERİ” olarak adlandıracağız. Ve bu mesaj birimleriyle ilgili olan dört unsura odaklanacağız.

Bunlar ; “ÇEVRE”(ortam), “BEDENİMİZ”, “BİLİNCİMİZ”(bilinçli düşüncelerimiz) ve “BİLİNÇALTI”

14

 

Peki bu mesaj birimleriyle ne olabilir.

Yani… Bu “KRİTİK ZİHİN” bölümü sanki bir bakıma bir şeyler içtiğimiz bardak gibidir. içinde belli bir kapasitesi vardır. Ve farzedelim ki bu kapasite “Bin mesaj birimi” ve düşünce şudur ki ; Biz bir çok bilgiyi işlemeye başladığımızda “aşırı yüklenmiş” bir hale gelebileceğimiz bir nokta vardır. Bardağı ağzına kadar doldurmak gibidir. Tam tepesine bir damla daha koyarsam, artık bardağın içine girmez dışına gider öyle değil mi?

Bu aşırı yükleme oluştuğunda, kritik eden filtre(süzgeç) bozulmaya başlar çünkü artık filtreleyemeyecek duruma gelir. Süzgecin içine çok fazla şey doldurmaya çalışıyor ama o artık orada değil. Şimdi… Eminim buradaki muhtemelen herkes, öyle yada böyle, bir şekilde ki bu oldukça yaygın bir şey zaman zaman dersiniz ki ; “kafam çok dolu hissediyorum.” Bu ofiste gecen zor bir gün olabilir, eve gidersiniz bir şeyler arızalanmıştır, veya sadece günden güne biriken stres durumları olabilir, uyku sorunları olabilir ya da bu tür şeyler. Ve bir noktada artık daha fazla işleyemez hale geliriz. O zaman Oluşabilecek bunun gibi bir şeyin örneğine bakalım:

Diyelim ki sabah saat 09:00′da gelecek olan bir danışanım var, ve sabah saat 08:30 civarında uyanmam gerekir. Hayır… Buraya gelmek için yaklaşık saat 07:30 civarında kalkmak zorundayım ve alarmı kurmayı unutmuşum. Yani uyanıyorum ve saat 09:00′da müşterim gelecek ve saat 08:00′i gösteriyor, tam o anda o saati gördüğümde ne olacak? O sayıyı görüyorum ve bilincim düşüncelerim diyor ki ; “O-o! Geç kalacağım!” ve endişelenmeye başlarım. MESAJ BİRİMLERİ içeri akın ediyor…

Dışarısı soğuk…
Ve ben yatağımdan dışarı çıkınca soğuk hava vurur beni ve oradan da mesajlar gelir…
Ve sonra köpeğimin oyuncağını tekmelerim ve o da ayağımı yaralar, şimdi sekiyorumdur ve şimdi daha fazla mesaj birimlerim var…
Ve tüm bunlar olurken bilinçaltım beni muhtemelen kahve cezvesine veya banyoya falan götürmeye çalışıyordur, öyle değil mi ?
Ve arabaya binerim trafiğin yoğun olduğu bir gündür…
Geç kalacağım…
Endişeleniyorum…
Hava soğuk…
Isıtıcım çalışmıyor…

Tüm bunlar oluyor örnek olarak ve birden öyle bir noktaya geliriz ki arabayla işe gidiyorumdur ama aslında iş yerime doğru gittiğimin farkında bile değilimdir…

Hiç böyle bir şey deneyimlediniz mi?  “Ben buraya nasıl geldim?”:)

Yani bu eleştirel düşünceyi aşırı yükleyebileceğimiz bir noktaya gelebiliriz… Ve şimdi hiç değilse bu kritik eden filtre doğru dürüst çalışmıyor ve böylece aslında özünde bir bakıma bu filtreyi açmış gibiyiz. Ve hatırlarsanız daha önce bir çocuğun bu kritik filtre olmadan büyüdüğü konusundan bahsetmiştik. Onlar çok açıklar, çok çabuk kavrayan bir yapıdalardır, öyle değil mi?  Çünkü onlarda bu beceri yoktur. Ve bizim filtremiz de bozulduğunda, o zaman bizde artık filtreleme yapmıyoruzdur. Daha fazla açıklık vardır. Böylece negatif düşüncelerim, veya pozitif olanlar, şimdi bu filtreleme işlemi olmadan bilinçaltı tarafından daha kolayca kabul ediliyorlar. Bakmak, analiz etmek, kabul edip etmeyeceğimize karar vermek, tahliye etmek herhangi bir şekilde. öyle değil mi ?

Bu kritik eden filtrenin yıkılmasına yol açan bir aşırı mesaj birimi yüklemesi var. Ve kritik eden filtrenin yıkılması gerçekleştiğinde… Bu SAVAŞ-KAÇ tepkisini tetikler. Çünkü şimdi kritik eden filtremiz yıkılmaktadır ve SAVAŞ-KAÇ’ı tetikler… ve çoğunlukla “Telkine Aşırı Yatkınlık” diye adlandırılan hale geliriz. Telkine çok yatkın… Şimdi günlük hayatımızda böyle bir şey ne sıklıkta olur? Bir çok kez olabilir.

Ama biliyor musunuz eğer bunu farkında değilsek çünkü bu sadece hayatımızda baş etmek zorunda olduğumuz bir şeydir, o zaman etrafta ne halde dolaşırız?

Evet telkine aşırı açık bir durumdasınızdır, veya “Hipnoz Halinde”. Düşünürsek; arabayla işe gitmek fikriyle ilgili konuşmuştum ama eminim bir çoğunuz… işten eve gitme konusuyla kendinizi daha çok özdeşleştirirsiniz. Bilirsiniz; tüm günü geçirdiniz… bütün o işlerle uğraştınız ve şimdi eve dönüyorsunuzdur. Araba kullandığınızı hatırlamazsınız? Yani şu araba kullanırken döneceğiniz sapağı kaçırdığınız anlardan bahsediyorum. “Ben buraya nasıl geldim?” Zihniniz gitmiş, başka yerlerdeydi ve siz öylece araba kullanıyordunuz. Arabayı kim kullanıyor merak edersiniz öyle değil mi? Bilinçaltımın gerçekten iyi bir şoför olduğunu ümit ediyorum. Şimdiye kadar oldukça iyiydi…:) Bunu anlıyor olmak aynı zamanda bu durum size olurken de anlıyor olma becerisi verir. Ve aynı zamanda kontrolü elinize daha çok almanızı sağlar. Ve nasıl daha az “aşırı yüklü” olabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Veya bu olduğu zaman daha “farkında” ve “bilinçli” bir hale geçmek için…. ne yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Ve bunlar öğreneceğiniz güçlendirici araçlardan sadece bazılarıdır. Sadece kendiniz için değil ama aynı zamanda tabii ki danışanlarınız için de. Ve yine toplumumuzda bu araçlar insanlar için çok değerli araçlardır. Onlarla başka bir şey yapabilmek için önce hipnozdan çıkarmamız gereken insanlar da görürüz sık sık.

Bir sinemaya gittiğimizde mesela. Ağabeyim bir film yönetmeni. Ve biz onunla aynı meslekten olduğumuzdan bahsederiz her zaman… Onun benden daha çok para alması hariç:) O neden film yapıyor?  İnsanları eğlendirmek için film üretir, gidip sinemada oturduklarında o bilgilerin telkinine açık hale gelebilsinler diye. Ve eğlence ile ilgili olan bu tepkilere sahip olabilsinler diye. Öyle değil mi?  Çünkü bir sinema düşündüğünüzde, bir grup insan olarak gidip otururuz. Eğer iyi bir filmse bir süre sonra yanınızdaki insanları düşünmezsiniz bile öyle değil mi? Bir nevi “yok olurlar” ve siz bunun içine takılıp kalırsınız. Sizce neden kocaman ve gerçekten parlak bir ekran ve müziğin gerçekten çok yüksek sesli olduğunu düşünüyorsunuz? Evet Aşırı yükleme yapıyorlar… Eskiden sinemalarda ne yaparlardı? Filmin içine şu küçük reklamlardan koyuyorlardı öyle değil mi? Mesela bir kareye kola kutusu veya onun gibi bir şey koyarlardı. Ve o kadar hızlıdır ki onu bilinçli olarak algılayamazdınız. Ama bilinçaltı düzeyde, algılayabilirdiniz. Ve kola satışları artardı. Ve artık bunu yapmalarına izin verilmiyor. En azından biz öyle olduğunu düşünüyoruz. Ama bir sinemada olup bitenler bu tür şeyler. Filmin içine sürükleniriz, ve biliriz ki onlar aktörlerdir, ve biliriz ki bu gerçek değildir… ama bazen korkarsınız… Evet… Neden? Çünkü bunun için kendinize izin verirsiniz. Bu bilgiye karşı telkin edilebilir hale gelmek için kendinize izin verirsiniz. Gülersiniz, ağlarsınız, bu deneyimlere sahibizdir.

Daha evvel burada size “daha önce kaç kişi hipnotize oldu?” diye sormuştum… ve ne olmalıydı?  Herkesin elinin kalkması gerekirdi değil mi? Bu doğal bir haldir. Bu hayatta deneyimleyeceğimiz bir haldir. Biz bilinç ve bilinçaltı arasında oluşabilecek bu çatışmalarda bir değişiklik yaratma konusunda bunları nasıl kullanacağımızı öğreniriz. Ve bununla başka bazı şeyler de yaparız ama… bu aracın gerçek temel kullanım alanı budur. Bu aslında pek “hipnotize olabilir miyim olamaz mıyım ?” ile ilgili değildir. Çünkü yine belirtecek olursak; bunu hayatımızda oldukça yaygın yaşarız. Burada hipnozun nasıl oluştuğuyla ilgili bu tanımı düşündüğümüzde… böyle bir durumda ve hemde bizim yapacağımız hipnoz çalışmalarımızda bunu nasıl oluşturacağımızı öğreneceğimiz ile ilgili…

” Hipnoz, mesaj bildirimlerinin aşırı yüklenmesi ile oluşturulur.”  Bu beş ögeden oluşur:

  1. Mesaj bildirimlerinin aşırı yüklenmesi,
  2. Bu, kısıtlayıcı sürecin(kritik zihnin) düzenini bozar,
  3. Ki bu da SAVAŞ-KAÇ’ı tetikler)
  4. “Hiper telkin edilebilirlik” haline yol açmak,
  5. Bilinçaltına ulaşmak.

Hipnoz halinin nasıl oluşturulduğunun tanımı budur.

Evet… Buraya kadar ki tüm bölümlerimizde, öğrenme, hatırlama, hafıza, akıl, zeka, kişilik, bilinç, bilinçaltı, algı, ben kavramı gibi konular ve beynimizin nasıl oluştuğu, nasıl çalıştığı ve nasıl geliştiği hakkında bir takım temel bilgiler edinmiş olduk. bir sonraki bölümümüzde “KARAR VERMEK” üzerine yapılan araştırmaları inceleyeceğiz…

 

Not: Bu yazı, gerçekliği ve güvenilirliğine inandığım metin ve belgesellerin, konuyu tamamlayıcı olduğuna inandığım kısımlarının tarafımca toparlanışı şeklindedir.

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>