Ana Sayfa / Edebiyat / Anı / BİR GÜNÜN HİKAYESİ

BİR GÜNÜN HİKAYESİ

Bir sömestri tatili bitimiydi. Bir yıl önce babam vefat etmişti. Abim babalık güveni üstlenmişti. Oysa henüz tıp fakültesi son sınıf öğrencisiydi. Beni görev yerime teslim edip okuluna geri dönecekti. Tatilimin son haftasında abimle ben otobüse binip Trabzon’da tıp fakültesi birinci sınıfta olan ve ilk kez aileden uzak kalan, yurtta kalan kız kardeşimi ziyaret edecektik. Bir günümüzü onunla geçirip görev yerime hareket edecektik. Kız kardeşim tıp okumayı hiç mi hiç düşünmemişti.   Ama babam vefat etmeden oğlum tıp fakültesini bitirecek kızım başlayacak demişti.  Kardeşimin gönlü Hukuk Fakültesi hayalleri ile doluydu. Babam istemişti diye bir tane tıp yazmış, gerisi hukuk fakültesiydi. Ama ilk tercihine girmiş, bitirdiğinde hukuk okumayı düşünmüştü. Fakat kısmet olmadı ve içinde bir ukde olarak kaldı.

Babam çok iyi bir aile reisi, arkadaşımız gibiydi. Her seferinde çocuklarım beni üzecek, yüzümü kızartacak asla bir şey yapmazlar derdi. Bize duyduğu bu güven, her davranışlarımızı ölçerek biçerek hareket etmemizi sağlıyordu. Güvenini asla yıkmama adınaydı.

Bursa’dan otobüse binip Trabzon’a hareket etmiştik. Ben cam kenarına oturmuş dışarıyı seyreden gibi görünüyordum. Oysaki babamı ne kadar özlediğimi, eksikliğini içimde hissettiğimi, annemin beş çocukla dul kalmasını,  hepimiz için ne kadar fedakar ve daha önünde çok engeller olduğunu düşünüp dururken uykuya dalmışım. Abimin yavaşça başımı onun omuza koyduğunda uyanır gibi olup uyumaya devam etmişim. Yaklaşıp on beş saat yolculuktan sonra erken bir saatte Trabzon otogarına inmiştik. Hemen bir taksiye atlayıp kardeşimin kaldığı yurda gittik. Bizi gördüğünde sevinçten hıçkırıklara boğulmuş, yaşları yanaklarından süzülüyor, adımlarını izleyemez olmuştuk. Koşarak boynumuza sarıldı. Onu ortamıza alıp bir bütün olmuştuk. Ağlaştık, öptük, birbirimizin ağlamasına dayanamayıp yaşlarımızı siliyorduk.

Kardeşimi alıp kahvaltı yaptık. Mutlu olsun diye ona alış veriş yaptık. Her ne istediyse fazlasıyla almıştık. Babam nur içinde yatsın. Sadece onun eksikliği vardı… Yoksa parasal anlamda hiçbir zorluğumuz yoktu. Belki erken öleceğini hissetmiş, çok koşturmuş, bizim rahat yaşamamız için ortam hazırlamıştı.

O gün Atatürk Köşkü, Boz tepe, Sümela manastırını gezmiştik. Oysa bizlerde yol yorgunuyduk, ama kardeşimi mutlu etmek her şeye değerdi. Akşam yemeği yedikten sonra, harçlığını verip yurda teslim etmiştik.

Bizde otogara giderek görev yerine gitmek için Pazar günün sabah 6.30’a bilet alıp yakın bir otele gitmiştik. Sabah saat 6.00’da bizi uyandırmalarını tembihleyerek aynı odada abimle karşılıklı uyuduk. Ben bir ara uyandım saat 6.15’ ti. Fırladım saat altıyı geçiyor dedim. Apar topar eşyalarımızı alıp resepsiyona koştuk. Abim adama bir söyleniyor ki anlatamam. “Ben size demedim mi uyandırın diye!” Görevli tam ağzını açıp bir şey diyecek oluyor abim “Sus konuşma, nüfus cüzdanlarımızı çabuk ver! Geç kalacağız…”  diye çıkışıyordu. Merdivenleri ikişer ikişer inerek, otogara doğru koşuyorduk. Abimle aramız epey bir açılmıştı. Onun kadar hızlı koşamıyordum.  Otelin lobisindeki insanların televizyon izledikleri aklıma geldi. Sabahın erken saatlerinde ve hava henüz aydınlanmadan dükkan ve mağazaların açık olması beni şaşırtmıştı. Biraz duraklamıştım, “Abi” diye seslendim. “Konuşmanın zamanı değil, koş!” diyor ve beni susturuyordu. Sonunda yürümeyi bırakıp durdum. Abim beni görür görmez “Sabah değil akşam saati” bu dedim. O an şöyle bir etrafına bakındı. Cadde ve sokaklar kalabalıktı. Tabii ya deyip otele geri döndük.

Abim görevliye “Desene sabah olmadı diye” söylenmişti. Adam “Beni konuşturmadın ki”  deyip halimize gülüyordu. Ben halimize daha çok gülüyordum. Yatağa girip uyumak yerine gülme krizine giriyordum. Hala aklıma geldikçe gülüyorum.:)))))

Sabah görevli bizi uyandırmıştı. Adamın yüzünde tebessüm vardı. Belli ki hala halimizi göz önüne getirmişti kim bilir… Abimle yeniden yolculuğa başlamıştık.  Şehir merkezine geldiğimizde köyün minibüsü kalkmak üzereydi. Neyse ki yetişmiştim. Çünkü günde sadece bir sefer yaparlardı.  Abim aynı gün Bursa’ya dönmüştü.

Yine kendimle baş başaydım. Kendimi kendime emanet ederek güçlü olmak zorunda olduğumu, korkusuz ve cesaretli görünmek zorunda olduğumu düşünerek hayallere dalmıştım.  Bir buçuk saatlik yol nasıl bitmişti farkında bile olmamıştım. Çok sevdiğim öğrencilerim etrafımı sarmışlardı. Gözleri nasıl bir sevgi ve özlemle bakıyorlardı. İki kız öğrencim “Öğretmenim sizi çok özledik” diyerek ağlıyorlardı. Hepsini kucakladım, öptüm. Elimdekileri alıp lojmana kadar bana eşlik etmişlerdi.

Onlarla dünyayı unutuyordum.  İşte her şey o minik tertemiz yürekleri olan, bilgiye susamış çocuklarım için değerdi…

 

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>