Ana Sayfa / Bakış Açısı / Çiğ Düşen Hayatlar

Çiğ Düşen Hayatlar

İnsan, dünyada ortalama yetmiş beş yaşına kadar yaşasa güneş yılına göre sekiz nokta altı saniye bir ömür sürüyor. Sıcaklığın otuz sekiz dereceyi bulduğu bir günde, kahvesini yudumlarken okuyor bu bilgiyi. Üç yüz altmış beş gün, üç adımlık bir hücrede geçen günler, güneş takvimine göre kaç saniye sürer bilinmez ama yatağına uzanan sessizlikle birlikte, koğuşa alınalı beri kendine on tane üç yüz altmış beş günü izah etmeyi bırakalı çok oluyor. Koğuşu adımlayan yalnız ayaklara bakıyor uzun uzun. İçini bir rutubet sarıyor. Çürümüş saman kokusu geliyor burnuna elinde tuttuğu gazeteden. Anıların da bir kokusu olduğunu o zaman öğreniyor.

El yordamı dokunulmuş bir hatırayı anımsamak gibi duvara iliştirilmiş bu tablo. İçinde cinayet ve hasret barındıran, ağır ve ruhunu örseleyen bir adillik ile savaşıyor resmin içinde. Bir kadının elinden tutmuş sarışın bir oğlanın kucağından bakıyor hayata yavru bir kuzu.

İnsan mezarını kendi toprağından kazar. Boynunda kırk yıllık sandığın küf tutmuş anahtarıyla sabaha kadar asılıyor küreklere. On adımlık bahçenin yola bakan ucunda, aklında binbir kuruntu ve kalbinde tepinen atların huzursuz nalınlarıyla durmadan kazıyor o toprağı. Alnında biriken terler her kürek darbesinde sıçrıyor toprağa. Sonunda bağrında açılıyor bir sancı kuyusu… Elinde üç tane bilye ve karanfil oyalı beyaz yemeniden yükselen gözleri yakan naftalin kokusu… Hepsi uzanıyor kendileri için açılmış mezara ve bir gelinlik giyiniyor gece…

Dar ve eskiydi köprü… Akşam sabah içinde toprak işçilerinin emeğini taşıyan kamyonlar ve çocukların düşlerinden ağırlaşmış bisikletlerin derin hazzıyla sallanıyordu durmadan. Muhtarlık seçimleri yeni bitmiş, köprü kendisi için verilen vaatlerden umutlu direniyordu üzerinden geçip giden her yüke… Anadolu’da bazen çiğ düşer yapraklara… Öyle bir dokunur ki çiçeğin özü kımıldar ve eğer başını koca bir dalın. Tek bir çiğ damlası yapar bunu… Bilen bilir. İşte bir akşam işçilerin alınlarından düşen terle çiğ kavuştu köprünün tam ortasında ve özü dayanamadı bıraktı kendini çağıl çağıl akan nehre doğru uzanan boşluğa. Kadınlar ve çocuklar beraber… Hepsini çağırdı toprağı, hepsini yatırdılar bereketli çukurlara yağmurlu bir günde teker teker. Biri hariç; köprünün ortadan bölündüğünü fark etmeyen, eli kamyonun dümeninde kalmış, gözleri uykuyla perdelenmiş tek kollu şoförün bedeni dışında. Nefes alan canlı kanıtı kazanın. Yavrusu ve karısını nehre kurban veren ırgatın kıllı ve nasırlı elleri aldı onun boynunu, baharda ağaçları budayan emektar bir baltayı ensesine sallayarak. O kıllı ve nasırlı el için, on yaşında bir çift gözle buram buram nane kokan sırma saçları düşünmek daha ağırdır kafası kopmuş tek kollu bir bedeni düşünmekten.

Usul usul iniyor gece. Boynundaki anahtarı okşuyor şimdi. Toprak ve naftalin kokusu karışmış parmaklarının ucunda. Gazetenin üçüncü sayfasını kapatıyor ve koğuştakilere sesleniyor heyecanla “Ağalar bizim köyün köprüsü yol olmuş. Koyun hele bir çay!”…

Ocakta demleniyor şimdi acısı. Yatağın ucunda oyma çerçevenin içinden bakan oğluna ve gözlerinde dünyanın tüm çocuklarının oynadığı karısına gülümsüyor. Çay bardağı kayboluyor kıllı ve nasırlı parmaklarının arasında. Hücrede “duvarca” bir söz dizimi… Umudunu ve hayatını kaybedenler için artık yolların altından nehirler yürüyor.

Özlem Erben

6 yorum

  1. yasemin pforr

    Özlem Hanım,

    Duyguyu çok güzel vermişsiniz… Hüzünlenerek ama keyifle okudum. Mürekkebiniz hiç kurumasın.

    0
  2. Betimlemeler, anlatım hepsi bir yana, o koğuş sahnelendi gözümde. Bu sahnede nasırlı ellerin ardına gizlenmiş hüznü izledim…

    0
  3. Zevkle okudum, yüreğinize sağlık…

    0
  4. Yüreğinize sağlık. Keyifle okudum. Kaleminiz daim olsun.
    Sevgiler,

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>