Ana Sayfa / Edebiyat / Anı / ÇOCUK OLMAK
Çocuk Olmak

ÇOCUK OLMAK

Teknolojiye esir olmuş çocukların gözlerindeki ışığın nasıl söndüğünü, aynı evde oturan bireylerin nasıl yabancılaştıklarını, teknolojinin hayatımızı nasıl talan ettiğini ve güzel olan bütün duygularımızı nasıl çaldığını gördükçe kendi çocukluğum aklıma geldi.

Gerçekten bir insanın ana vatanı  çocukluğuymuş. Bizler  çocuklarımızı gerçek ana vatanlarından koparıp ruhsuz ve sanal bir ana vatanın içine hapsettik. Mutsuz ve tatminsiz çocuklar yetiştirmeye başladık.

ÇOCUK OLMAK

Dostlarım çocukların insanca büyümeleri için; teknolojiye, cep telefonuna, bilgisayara değil; özgüvene, özdeğere, sevgiye ve insan doğasına uygun bir şekilde yaşamaya ihtiyaçları vardır.

Bakın size bir hikaye anlatayım. Benim çocukluğumun hikayesi bu…

Çocuktum; güneşten sıcaktı kalbim okyanustan daha coşkulu ve en güzel bahçelerden daha güzel.

Elektrik henüz yeni gelmişti köyümüze ve daha teknolojinin hayatımıza girmediği, harap etmediği yıllardı, sadece siyah beyaz bir televizyon ve TRT kanalı. Oda elektrik köyümüze geldikten iki sene sonra alınmıştı sanırsam. O günlerde annem evde, ahırda; babam tarlada, çayırda çalışırdı. Bizde yaşımız uygun işlerin peşinde,  hayatın içinde, oyun peşinde koşturup dururduk.

Benim çocukluğumda; yaşadığım yerde insanların kapılarını kilitlediklerini hiç hatırlamam. Bizimde yoktu anahtarımız, kapılarımız kilitsizdi. Tek bir tane asma kilidimiz vardı ve anahtarı. Oda kaybolmasın diye anahtar değerli bir kolye gibi anacığımın boynunda asılıydı.

Ailecek başka bir köye yada ilçeye gittiğimizde kapı kilitlenirdi. Usule uygun olsun diye herhalde. Çünkü kapılarımız öyle çelikten falan değildi, hani bir tekme vursan kırılacak cinsten olan tahta bir kapı. Gece yatarken de arkadanda kilidi yoktu kapımızın. Anacığım bir tahta parçası koyardı arkasına, kışın fırtınada kar dolması, birde ovadan köye inen kurtlara karşı tedbir olsun diye herhalde…

Köyün her yeri bizim için oyun alanıydı. Tarlalar, ovalar, damların üstü. Her yer oyun alanı her yer panayırdı bizim için. Oyuncaklarımızı kendimiz yaratırdık ve sınırsızdı. Sanki dünya bizim için yaratılmıştı. Bizim oyunlarımız bedavaydı. Şimdiki gibi hiç kimse oyunu bize para karşılığında satmazdı. Oyun bu; oyunun karşılığı para değil çarpan kocaman yürekler ve mutluluktan başka bir şey olamazdı. Çünkü hepimiz birer ustaydık kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapar ve büyük bir mucitlikle oyunumuzu inşa ederdik. Hepimizin oyuncağı aynıydı. Zengin-fakir, iyi-kötü farkımız yoktu. Biz aramızdaki sınırları kaldırmıştık. Gazoz kapakları, kibrit kutuları ve çamurdan bilyelerimiz vardı. En fazla gazoz kapağı olanı kıskanırdık birazcık, beklide aramızdaki tek sınır buydu. Telden çemberlerimiz, birde kızaklarımız vardı. Hepimiz eşittik gazoz kapağı hariç.

Başka bir köye okula giderdik araba nedir bilmezdik. Ayağımızdaki yırtık naylon ayakkabılarla yolları arşınlardık. Bizim için yol sadece yürümek ve okula varmak değildi. Yol arkadaşlığının eğlencesi, karda zincir yapıp birbirimize kenetlenmemiz, tipide karda birbirimizi bırakmayışımız…

Yol dostluktu, güvendi, korkusuz olmaktı ve çıkarsız teslimiyetti bizim için. Her şeyimiz sadeydi; çantalarımız yamalı çaputlardan yapılmıştı, önlüklerimiz soluk eski… Ama ruhlarımız bir o kadar canlı, cıvıl cıvıldı.

Okul dönüşü köyün sokaklarında oynarken elimizde yavan ekmek, birde kimin evi yakınsa sırayla aynı tastan su içerdik. Bize ait özel eşyalarımız taş duvarların üstünde dururdu, kimse dokunmazdı. Güven duygusu vardı, hiç kimse çalınır korkusu yaşamazdı. En değerli hazinemiz silgimiz ve kalemimizdi onlarda boynumuzda asılıydı.

Ara sıra çocuk kavgalarımız olurdu, ama büyükler karışmazdı, sonu kötü bitmezdi. En fazla saç baş olur, tekme atardık ama kin gütmek nedir bilmezdik.  Bir saat sonra yeni bir oyunda buluşur, ertesi gün el ele tutuşup okula giderdik. Çocuk yanımız örselenmiş gibi gelmesin sizlere, o hayatın gülü de dikeni de bir başka güzeldi.

Ekmek basardı annem yaralarımıza, çıbanlarımızın üstüne soğan pişirip koyardı, kırılan kafamıza şeker, eğer çok şişmişse hamur çekilirdi kafamıza ve ertesi güne hiş bir şeyimiz kalmazdı.

Köylü yaz-kış imece usulü yardımlaşırdı. Halılar birlikte dokunur, buğdaylar birlikte toplanır ve birlikte ambarlara taşınırdı. Yaz temizlikleri birlikte yapılırdı.

Evlerimiz insan kokardı, komşu kokardı, anne, baba kokardı. Kardeş, arkadaş kokardı. Dostluk, sevgi, güven kokardı…

YA ŞİMDİ?

Bir düşünün, şu anda yaşadığımız hayatı… Çok lüks evlerde yaşıyoruz içi insansız, parklar, oyun bahçeleri sürüyle içinde çocuklar ruhsuz bir şekilde dolaşıyor. Sokaklar kimsesiz, kaldırımlar kimsesiz. her tarafımız beton yığını.

Sağımız-Solumuz kimsesiz, hepimiz yapay bir hayata mahkum olmuş insanlar sürüsü gibiyiz. Aynı beton yığını içinde teknolojiye esir, hepimizin elinde cep telefonu, odalarda bilgisayarlar, televizyonlar ve her odada yalnızlık kokusu, sanal kalabalıklar…

Koca çınarlar dediğimiz dedelerimiz, ninelerimiz nerdeler? Sözüm ona adı huzur olan huzur evlerinde. Masallarımızın sahibi koca çınarlarımıza bile kapıları kapattık. Kapılarımız kapalı, kalplerimiz örselenmiş, yaşamını taksitlere bölmüş biçare bekçileri BİZLER, her yanımız hazana dönmüş, talan olmuş…

PEKİ, NE OLDU BİZE?

Birbirimize yabancı, birbirimize düşman, güvensiz, korkak… Biz mi istemiştik bunları yoksa birileri mi?

Evet, birileri dünyaya yeni bir ferman verdi, yeni dünyalar, yeni icatlar için insanlığın ocağına incir ağacı diktiler ve hepimiz o incirden yedik. Tıpkı Hz. Havvanın yasak elmayı yemesi gibi.

Bedeli ağır oldu ve cennetlerimizi kaybettik. Şimdi dudağımda kalan kocaman bir keşke;

ÖZLEMİNİ DUYDUĞUM O DÜNYADA TEKRAR  ÇOCUK OLSAYDIM…

 

GÜNAY DEMİR YIKILMAZ

2 yorum

  1. Ne kadar da iyi anlatmışsınız bu özlemi…

    Yaşanılandı bizim çocukluğumuz, bizzat yaşadık gördük. Şimdi televizyonlarda “anlatılan”, bilgisayarlarda “oyun” oldu yaşamak. İzleyici oldu herkes birer birer. Anlatılan ve izlenen, yaşanan kadar çok hissedilir mi?

    Dizlerimiz kanardı, elbiselerimiz eskirdi, bayram gelsin ve giysi alınsın, ayakkabı alınsın diye beklerdik…

    Kaleminize, özleminize sağlık…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>