Ana Sayfa / Edebiyat / DİŞ FIRÇASI HİKAYESİ

DİŞ FIRÇASI HİKAYESİ

Yeni bir gün daha başlıyordu. Süpermarketin içi tıpkı ana baba günü gibiydi. Ben ve kardeşim raflarda yerimizi almıştık. İnsanlar süpermarkette oradan oraya koşturuyordu. Ancak bizim bulunduğumuz raflara küçük çocuklardan başka bakan hiç kimse yoktu. Kardeşim ve ben birer diş fırçasıyız. Bu markete daha yeni geldik. Bu sebeple biraz sabırsızız. Üzerimde pembe ve mor çizgiler var. Boyum biraz kısa. Çünkü çocuklar için üretildim. Kardeşim de tıpkı benim gibi. Onun üzerinde ise mavi ve turuncu çizgiler var. Her zaman pırıl pırıl parlıyor ve küçük çocukların ilgisini çekiyoruz fakat anne ve babaların bize pek baktığı yok. Bekledikçe insanlarda diş fırçalama alışkanlığının yeteri kadar olmadığını düşünüyor ve onlara çok kızıyorum. Diş bakım reyonundaki herkes fikrime katılıyor.

Hava kararmış ve soğumuştu. Müşteriler teker teker azalmaya başlamıştı. Sabırsızca yaşlı diş macunu Beyaz’ a döndüm ve üzgün, sıkılmış bir halde “Bizi bugün de alan olmayacak galiba!” dedim. Beyaz, “Sabırlı ol bakalım küçük hanım. İlk günler biraz sıkıcı olabilir ama sonra alışırsın” dedi. Oysaki bir an önce satın alınarak, küçük çocukların dişlerini bembeyaz yapmak istiyordum.

Herkes marketi terk ediyordu. Akşam yemeği vakti gelmişti. O sırada küçük bir kız reyona geldi ve önümde durdu. Hayranlıkla bana bakıyor, ışıkta parıldayışımı ve pembe, mor çizgilerimi izlemeye doyamıyordu. Küçük kızın kahverengi saçları ve gözleri vardı. Saçları uzun bir örgü yapılmıştı. Tahmin ettiğim kadarıyla anaokuluna gidiyordu. Pembe ceketinden ve mor eteğinden bu renkleri çok sevdiği anlaşılabiliyordu. Küçük kıza birden yakınlık duymaya başladım.

Küçük kız;

- Anne bana bundan alır mısın? diyerek içecek reyonuna bakmakta olan annesine seslendi. Annesi,

- Şimdi eve gitmemiz lazım Gökçe. Yarın alırız.

- Ben şimdi istiyorum, diyerek itiraz eden Gökçe’ye.

- Öyle mi küçük hanım! Pekala, alalım o zaman, diyerek küçük kızının kalbini kırmadı.

Gökçe rafa uzanarak beni aldı. Kardeşime baktım. Üzülmüştü. Çünkü o da en az benim kadar bir sahibinin olmasını istiyordu. Hüzünlü bir gülümseme ile bakarak “Güle güle” dedi. Sessizce kardeşimle vedalaştım.

Gökçe’nin annesi kasaya ücreti ödedi. Beni diğer malzemelerle birlikte bir poşete koydular ve evin yolunu tuttular.

Eve geldiklerinde Gökçe beni poşetten çıkarıp banyoya getirdi ve paketimi açarak diş macunu ile eski diş fırçasının yanına yerleştirdi. Biraz zayıf görünen Macun,

- Hoş geldin. Aramıza katılmana sevindim. Sanırım Gökçe seni yeni aldı. Peki, adın nedir? dedi. Macunun sıcak bir ses tonuyla adımı sormasına sevindim. Ancak eski diş fırçası bana kızgın bakıyordu. Onu çok umursamadan Macuna,

- Adım, Pırıl. Daha yeni üretildim ve bir süpermarketten geliyorum. Orası güzel, kalabalık ve büyük bir yer. Kardeşim süpermarkette kaldı. Bize oradayken hep “çizgili kardeşler” derlerdi. Şu anda kardeşim orada ve yapayalnız. Anlayacağınız üzgün durumdayım, diyerek uzunca anlattım. Eski diş fırçası “Kardeşinle bir daha görüşemeyecek olmana üzüldüm.” diyerek kızgın halinden uzaklaştı ve sözüne devam etti,

- Onunla mektuplaşabilirsin Pırıl, üzülme o kadar, dedi. Keyfim yerine gelmişti. Bu kez de merakla;

- Peki, ama nasıl? diye sordum. Eski diş fırçası,

- Diş Macunu, çevredeki tüm evleri ve içindeki macunları tanır ve hepsiyle iyi anlaşır. Biz de pencereye konan güvercinlerle istediğimiz adrese mektubu iletirler, dedi.

Sanırım eski diş fırçasını sevmiştim. Hem artık onunla da iyi anlaşıyordum. Gece olmuştu. Macun ve eski diş fırçasına iyi geceler dedim. Bir süre uyumadan sessizce bekledikten sonra bugün yaşadığım olayları düşünerek gözlerimi kapadım.

Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Bizden daha erken uyanmış olan Macun, üçümüzün yan yana konduğu bardaktan zıpladı ve pencere kenarına gitti. Kendisine gelen mektuplara baktı. Birçok mektup gelmişti. Bu mektupların kimisi diş iplerinden, kimisi ise diş macunları ve fırçalardan gelmişti.

Dayanamayıp macunun yanına gittim. Ona “Kardeşime bir mektup yazabilir miyim?” diye sordum. Macun, “Elbette yazabilirsin” dedi ve cebinden çıkardığı kalem ve kağıdı verdi. Ben de şöyle yazdım; “Sevgili kardeşim, umarım süpermarkette mutlusundur. Seni çok özledim. Burada çok mutluyum.” Arkasına adresimi yazdım ve mektubu penceredeki güvercine verdim.

Ertesi gün kardeşimden mektup gelmişti. Mektubunda beni çok özlediğinden ve süpermarkette iyi bir yaşam sürdüğünden bahsediyordu. Mektubumun ona ulaşması ve cevap yazmasına çok sevinmiştim. O sırada ayak sesleri duydum. Acelece fırça kabına zıpladım ve sessizce bekledim. Gökçe kahvaltısını bitirmişti. Güzelce dişlerini fırçaladı ve beni yıkayıp yerime koydu.

Gökçe her zaman dişlerini fırçalıyor, işi bitince beni iyice temizliyor, yerime geri koyuyordu. Kardeşimde sürekli mektuplarıma cevap yazıyordu. Artık kendimi daha iyi hissediyordum.

Günler birbirini kovaladı ve aradan birkaç hafta geçti. Son mektubunda onu birisinin satın aldığından bahsetmişti. Buna ne kadar sevinmiştim bir bilseniz. Ancak bu gün gelen mektupla hevesim kursağımda kaldı. Kardeşim gönderdiği mektupta yeni sahibinin sadece iki gün kullanıp bir köşeye attığından ve tüm gün boyunca oturmaktan başka yaptığı bir şey olmadığından, yararsız olduğunu düşündüğünden, mutsuz olduğundan bahsediyordu. Mektubuna cevap olarak “Kardeşim sahibine iyi bir ders vermelisin. Şöyle yapabilirsin: Öncelikle fark edilebileceğin bir yere git ve seni fark ettiğinde sahibinle konuş.”  tavsiyesinde bulundum. Üç dört gün geçtikten sonra bir cevap geldi. Tavsiyelerimi dinlediğinden ve işe yaradığından bahsediyordu.

Dünyada işe yarar olmak gibisi yok. Güzel olmak insanı ne kadar özel hissettirse de işe yarar olmak, her zaman daha iyi hissettirir.

4 yorum

  1. Seni okumayı seviyorum, ve seninle yan yana durmayı Bilge’cim. Umarım yolumuz hep yan yana olur.

    Sevgi ve muhabbetle tatlım…

    0
  2. …”Güzel olmak insanı ne kadar özel hissettirse de işe yarar olmak, her zaman daha iyi hissettirir.” Keşke herkes bu bilince sahip olabilse… Yüreğinize sağlık sevgili yazarım..
    Sevgiler.

    0
    • Güzellik gelip geçicidir. Güzellik herkese ve her şeye göre farklı algılanır. Oysa işe yaramak, etrafa ve kendine bir şeyler katmak hayatın anlamıdır.

      Teşekkürler…

      0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>