Ana Sayfa / Edebiyat / DOYUMSUZ İNSAN
Doyumsuz İnsan

DOYUMSUZ İNSAN

Çağımız insanının mutsuzluk sebeplerinden biri de doyumsuzluk ahlakıdır. Bu ahlak biçimi, sürekli sınırları zorlayarak yaşamaya iten bir his olarak, önce zihinlere yerleşir. Hiçbir şeyden memnun olamama, çabuk sıkılma ve birçok şeyin gereksiz olarak algılanması ile kendini gösterir. Ardından daha çok alma, daha fazla sahip olma ve daha fazla elde etme yönünde ilerler. Sonunda insanı bunalıma, iletişimsizliğe, insana insanı unutturmaya, bencilliğe ve içe kapanmaya sevk eder. Bu yüzden, insanı sürekli mutsuzluğa mahkum eden bir yargıçtır o.

İnsanoğlu doğduğu andan itibaren kendini bu doyumsuzluk çemberinin içinde bulur. Beş aylık bir bebeğe alınan oyuncaklar en sarısından ya da en göz alıcı kırmızısından, bebeğin beynini uyuştururcasına bir parlaklık içinde sunulur. Gerçekte olmayan en can alıcı renkler ve en hızlı arabalar, en güzel bebekler, oyuncaklar aracılığı ile bebeklerin zihinlerine nakşedilir. Ardından bebek en basit renklere ve oyuncaklara ilgi duymayıp, hep daha fazlasını ister hale gelir. Bu doyumsuzluk duygusuyla birlikte huzursuzlukta hayata eşlik etmeye başlar. Sınırsız büyüyen insan daha doyumsuz olur. Ve hayat en iyiye ve en çoğa sahip olunursa, o kadar çok mutlu olunacağı hezeyanı ile sürer gider.

Doyumsuzluk insanı suya götürüp susuz getiren bir seraptır. Sımsıcak bir yaz gününde susuzluğunu gidermek adına içilen, deniz suyu gibidir. Harareti alsa da daha çok susatır. Susadıkça içtirir, içtikçe susatır. İşte doyumsuzlar bu kısır döngüde boğulanlardır. Onlar, bütün dünyayı sırtında taşımaya çalışan aciz hamallardır. Doyumsuzluk öyle bir handikaptır ki, sahip olunacaklar ve sonu gelmez hedefler için insanı koşmaktan kan ter içinde bırakır. Fakat ne elde ettikçe sahip olunanlar, ne de ulaşılan hedefler yetmez. Yeni istekler, yeni hedefler ortaya konulur ve yine yollara düşülür kan ter içinde. Onlara da ulaşılır ama yine yetmez. Doyumsuzluk öylesine küstah, öylesine huysuz ve burnu havada bir duygudur ki, yedikçe güçlenir daha büyük lokmalar ister. Bazı ihtiyaçlar tatmin edildikçe şiddeti artan özelliğe sahiptirler. İnsanın arzu ve istekleri de böyledir. Doymayı bilmez ve her tatminde ‘’daha yok mu’’ der.

Bir kral, sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar. “Dile benden ne dilersen” diye soran krala dilenci gülerek, “sanki benim her dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz” der. Kral bu cevaba şaşırır ve sohbet ilerler. “Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle bakalım, ne istiyorsun?” “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım” der. Dilenci sıradan bir dilenci değildir. Kral ısrar eder. “Ne istersen iste sana verebilirim. Ben güçlü bir kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz” der. Bunun üzerine dilenci, elindeki kaseyi krala uzatır ve “bu kaseyi herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?” diye sorar. Kral bir kahkaha atar ve vezirine kaseyi altınla doldurmasını emreder. Kase dolup taşmakta ama sonrasında hemen boşalmaktadır. Altınlar, buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır. Bir dilencinin kasesini dolduramadığı ülkede kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır kaseye. Ne var ki kasenin dibi yoktur sanki. Dolup taşmasına rağmen kase sürekli olarak boş kalmaktadır. Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır: “Tamam, tamam sen kazandın”. “Dileğini yerine getiremedim ama lütfen bana kasenin neden yapılmış olduğunu söyle” der. “Çok basit” diye yanıtlar dilenci. “İnsan dimağından / aklından yapılmıştır. Sözlerin efendisi de bu hali ‘’Ademoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur..’’ diyerek özetlemiştir. Bu yüzden insan eğer, doyumsuzluğun karanlık çukuruna düşmüşse, kralda olsa dilenci olması yakındır.

Doyumsuzluk, kalbinde bir tutam şükür tozu bulunanların uğramayacağı bir çukurdur. Bu yüzden elindekilerin kıymetini bilmemek ve şükürsüzlük, doyumsuz olmakla aynı şeydir. Fazlanın daha fazlası her zaman vardır ve sahip olunan her şeyin daha iyisi mutlaka olacaktır. Üstelik çok fazla şeye sahip olanlar, sahip olunanların farkındalığını kaybeder. Oysa mutluluk doyumdan geçer.Doyum ki, insanın kendini mutlu edecek şeyleri dışarıda değil, kendi içinde aradığın zaman gerçekleşir. İçlerdeki boşluğu doldurmanın yolu da hep almak değil, bazen da karşılıksız vermekle olur. Ve gerçek doyuma ve mutluluğa ancak o zaman ulaşılır.

2 yorum

  1. Doyumsuzluğu öğrenme hali belki de beşikte başlıyor. Ebeveynlerin , aman çocuğum bundan eksik kalmasın diye ya da etrafına kaliteli görünme durumu buna sebep olan . Ebeveynler verdikçe çocuk daha fazlasını ister ama bu çocuğun kabahati değildir. Her isteneni almak onun daha fazlasını isteme durumunu çıkarır ortaya ” bunu da isteyeceğim, biraz da gözyaşı katarsam alırlar bana” . Sonrası gelir zaten, hep bir daha fazlası, her şeyin bir fazlası.

    Ve gün gelir hayata atılır… Etrafında da aynı olaylar vardır. Gördüğü, duyduğu, sevdiği her şeyin daha fazlasını isteyecektir. Ama belki maddi belki de manevi durumu buna olanak sağlamayacak ve hep bir mutsuzluk hali hasıl olacaktır, ruhunda depremlerle, doyumsuzluk had safhada yaşamaya çalışacaktır.

    Şükretmeyi öğretmek ve öğrenmek gerekir. Sabah kalktığında nefes alıyorsan yine hayattasın demektir aslında. Her nefesini aldığında,verdiğinde şükretmek gerekir değil mi? Yukarıdaki durumda ailesinin hali vakti yerinde olan çocuklar var! Ya durumu olmayanlar, çocuğuna bir ekmek almak için mücadele edenler. Bu yazıyı yazabiliyorsam parmaklarım yerinde, okuyabiliyorsam gözlerim, müziği duyabiliyorsam kulaklarım yerli yerinde çok şükür. Bunlara sahip olamayanlarda mevcut ama emin olun bunlara sahip olanlardan daha çok sahipler hayata….

    Çok yazdım :)) Yüreğinize, emeğinize sağlık Aydın Bey… Çok güzel bir konuyu irdelemişsiniz, teşekkürler…

    0
  2. budr :)…….. elinize sağlık :)

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>