Ana Sayfa / Bakış Açısı / GELECEK VE ÖZGÜRLÜK
Gelecek ve Özgürlük

GELECEK VE ÖZGÜRLÜK

Cenk, dev binaların arasından geçerken her zaman yaptığı gibi başını yere eğmiş, yine kendi düşünceleri içerisinde kaybolmuştu. Başını sağa çevirdiğinde hemen yanında uzanan bir kale, üzerine düşecekmiş gibi ona bakıyordu. Düz yontulmuş büyük bir taşı andırırcasına karşısında uzanan beş katlı bina tıpkı orta çağ kiliselerini anımsatıyordu. En üst katında iki garip kartal heykeli aşağıya doğru uçacakmış gibi durmuş, ona bakıyorlardı sanki. İki kartalın tam ortasında bir tahta oturmuş ve gülümseyerek ileriye bakan çıplak bir insan heykeli vardı. Heykelin vücudu kusursuz denecek kadar düzgün gözüküyordu. En azından bulunduğu yerden o izlenimi bırakıyordu. Eski tapınakları anımsatan bina bakanı tedirgin edecek biçimde yapılmıştı sanki. Elini tekrar cebine attığında kağıdın o garip sesi kulaklarına gelince, garip bir gülümseme aldı yüzünü. Şimdi önünden geçtiği bina üst üste konulmuş çipleri anımsatırcasına yükseliyordu. Önünde durup şöyle bir baktığında binanın pencereleri olmasa dev bir çipin karşısında eziklik hissedecekti. Herhalde bu teknolojinin karşısında insana çaresizlik hissini göstermek için yapılmıştı. 28. Yüzyıl garip bir yüzyıldı. İnsanlar evlerini, iş yerlerini tuhaf şekillerde yapıyor. Hatta içlerini o kadar ilginç dekore ediyorlardı ki bazen hangi zamanda ya da nerede olduğunuzu unutabiliyordunuz. Bu bina büyük bilgisayar şirketlerinden birisinindi hatırladığı kadarıyla. Etrafta uçan otuz santimlik bir çip -ki evin bir kopyasıydı- önünde durarak ona şöyle baktı, en azından çizgi şeklindeki düz bir camda yanan ışıktan bunu anlayabiliyordu. Kırmızı bir uyarı ışığı yandı, ardından;

 Buyurun beyefendi? diyen ses hoş bir kadın sesiydi, elbette sadece gözlerinizi kapattığınızda. Robotun arkasından baktığında pencerelerinden birinde bir gölge görür gibi olmuştu. Robotu gönderen diye düşündü.

– Hayır, çok güzel bir tasarım çok beğendim onun için bakmıştım. Sanki daha önce burada dev bir klavye vardı yani en azından benim hatırladığım öyleydi diyen Cenk robota bir insanmış gibi gülümsedi. Gerçi kameralar sayesinde karşısındakinin onu gördüğünü ve nerede çalıştığına kadar bir bilgi edindiğinden emindi.

– Evet, Cenk Bey çok doğru efendim. Daha önceki mimari yapımız değiştirildi. Beğendiğinize sevindim diyen robot yükseldi ve eve doğru giderek gözden kayboldu. Bu artık git demekti O’nun için.

Cenk gülümseyerek yoluna devam etti. Yeni yüzyılda siz sadece istiyordunuz o kadar, geri kalanını makineler hallediyordu. Yeni bir ev mi istediniz? Nano-robotlar sayesinde eski evinizin fazla veya eksik yerleri düzeltiliyor, sadeleştiriliyor, yeni yerler ekleniyordu. Sonra siz mimara ne istediğinizi anlatıyordunuz o da bilgisayarıyla en doğrusunu bulana kadar tüm olasılıkları deneyerek size en yakın sonucu veriyordu. Ve işte sonuç bireysel eviniz. Tabi tüm bunlar onu alabilecek kadar parası olanlar içindi. Paranız ne kadarsa ona göre bir yapı yaptırabiliyordunuz. Nano-robotlar pek de ucuz sayılmazdı hani.

İşte biraz ileride ağacı anımsatan bir yapı yükseliyordu. Hemen yanında dünyayı, onun yanında da bir okyanusu anımsatan bir ev vardı. Uzaktan baktığınızda cam bir fanusu anımsatan ev size denizden bir kesit getirmişti sanki. Kulağınıza gelen dalga ve martı seslerine karışan o güzel kokuyu içinize çekmek harikaydı. Hele evin önündeki kumlar işte onlar muhteşemdi ve pek de ucuz sayılmazdı doğrusu.

Onlarca garip evi geçtikten sonra kendi evinin olduğu sokağa geldi. Bu lojmana yeni taşınmıştı.10 katlı sıradan bir binaydı. Sadece ahşap bir görüntüsü vardı o kadar. Aslında güzeldi burası, seviyordu. Arkadaşı Celal ayarlamıştı bu evi. Hak edecek bir şey yapmamıştı aslında, ne yeni bir şey ya da bir fikir hiç bir şey. Celal bir gün anahtarla gelmiş ve ertesi gün 6. kattaki evine taşınmıştı. Celal nano-mimari bölümünde çalışıyordu. Yeni evler tasarladığını söylemişti o kadar. Zaten Cenk de sormamıştı. Hatta nasıl tanıştıklarını bile hatırlamıyordu. Kendisi muhasebe bölümünde şefti. Celal’in hesaplarında sorun olmuş tesadüfen O’na denk gelmişti. Sorun çözülmüştü. Sonra da arkadaş olmuşlardı. Çoğunlukla Celal O’nu da bir yerlere çağırır bir şeyler yaparlardı. Genel de bu da kadınlı bol içkili yerlerdi.

Apartmanın kapısı kendiliğinden açıldı. Diğer evler gibi asansör yoktu, merdivenleri çıkmanız gerekiyordu. Çoğu insan bundan rahatsız olabilirdi ama Cenk seviyordu. İnsan olduğunu hatırlıyordu. Her yerde kameralar, elektronik binlerce alet vardı ve her şey çok boğuyordu O’nu. Her yerde gözlemleniyor, duyuluyor kayıt altına alınıyordunuz. Sadece evinizde özgürdünüz, o da pek emin olamayacağınız bir şeydi.

Evin kapısını anahtarla açtı. Bunu da değiştirmemişti. Hoşlandığı bir çok şeyden birisi de buydu. Kapının yanındaki dolaptan yirmi santimlik kare bir kutu çıkardı. Buna tam üç aylık maaşı kadar bir para vermişti. Düğmesine bastı ve bekledi, yeşil ışık yanmıştı. Bu evin temiz olduğunu gösteriyordu. Hiçbir alıcı kamera ya da her ne varsa etkisiz hale getiriyordu. Yasal değildi ama dinlenmesi de öyle. O yüzden bunu kullanması gerektiğini düşünüyordu. Elini cebine attı tekrar.

– Ne o, dinlendiğini mi düşünüyorsun? diyen bir sesle irkildi.

– Işıklar demesiyle Celal’i karşısında bir koltuğa oturmuş, bacak bacak üstüne atmış ona bakarken gördü.

– Nasıl girdin içeri Celal?

– Ne önemi var ki? Sanırım biraz saygısızlık ettim ama olsun buna hakkım var, yasal olarak. Merak etme diyerek oturduğu koltuktan ayağa kalkmıştı.

– İki saat önce kameraların ulaşamayacağı bir yere gittin. Son ana kadar seni görebildik ama ne yazık ki gettolara giremiyoruz oranın halkı bunu istemiyor ya da bizler aslında orası öyle kalsın istiyoruz. Gerçi ne fark eder ki. Evet, neyse bunları boş verelim ve sana dönelim. Seni dinliyorum diyen Celal’in gülümseyen yüzü güven veriyordu.

– Bu sanırım özel hayatım hem seni çağırmadığım içinse söz bir daha ki sefere beraber gideriz. Hem yalnız gezmek hiç hoş olmuyor derken yavaşça odanın içine doğru yürümüş ve etrafına kaçamak bakışlar atmıştı.

– Merak etme benden başka hiç kimse yok diyen Celal eline bir kitap almış ve koltuğa oturmuştu tekrar. Kitabı yavaş yavaş çevirirken gülümsüyordu.

– Hı çok eski bir kitap. Peter Pan ha, güzel bir çocuk kitabı. Bunlardan hala kaldığını bilmiyordum. Tüm kitaplar 23. Yüzyılda elektronik ortama aktarılmıştı sanırım. Çoğu da büyük yangında bir çok şeyle birlikte yakılmıştı, ah özür dilerim yanmıştı. Miras olsa kimlik bilgilerinde olurdu sanırım, ama yok değil mi?

– Evet, gettoya gittiğimde ilginç gelmişti aldım hem seni ilgilendirmez. Bu kadar yeter sanırım istersen gidebilirsin derken diğerine kapıyı göstermişti.

– Ne güzel konuşuyorduk ama. Hem henüz değil, yerine otursan iyi edersin derken karşısındaki koltuğu işaret etmişti.

– İstersen şikayet edebilirsin.

– Yok, canım bunun için değil ama cebindeki için, evet olabilir derken gülümsüyordu.

Birden endişeye kapılan Cenk tüm ağırlığıyla kendisini koltuğa bıraktı.

– Cebimde bir şey…

– Yok deme istersen sadece otur, çünkü bilmediğimizi sandığın herşeyi biliyoruz. Gettolara kadın, uyuşturucu ya da kumar için gitmediğini biliyorum. Aslında bunlardan birisi için gitsen hepimiz için iyi olurdu. Mesela şu elimdeki kitap oldukça pahalı sanırım. Hesaplarsak maaşının üçte birine denk geliyor belki daha fazla. İnan o kadar parayı kadınlara verseydin unutulmayacak bir deneyim olurdu senin için diyerek kitabı yanındaki sehpaya bıraktı.

– Sonuçta kumar ya da gettolarda ki kadınlarda yasak zannediyordum ve seni ne kadar ilgilendirdiğini de anlamıyorum doğrusu.

– Evet, onlarda yasak ama buradaki düzenin devamlılığı için bazı alternatifler olmalı, gettoda bunlardan birisi. Elbette orası da kontrol altında ama bazı yerler olamıyormuş. Cebindeki de bunun işareti. En azından bu geceden sonra orası da kontrol altına girecek. Bana gelince hala anlamadım deme.

– Yasa imancısı.

– Biz Monk demeyi tercih ediyoruz. Elbette çileci keşişler değiliz ama inan bazen çok zor oluyor. Olmadığın bir insanı oynamak, karşındakinin güvenini sağlayıp sonra onu yakalayıp adalete teslim etmek zor olabiliyor ya da aslında olmuyor derken bir kahkaha atan Celal oturduğu koltukta biraz ileri eğilerek elini karşısındakine uzattı.

– Hadi artık ver şu cebindekini de bitsin emin ol eğer kendi isteğinle verirsen cezanda indirim olabilir, hem bakarsın bende üstünlük kullanarak ceza almanı engelleyebilirim. Tabi artık böyle aptalca şeylerle uğraşmayı bırakırsan… Belki seninle çapkınlığa gideriz bildiğim çok iyi yerler var, ha ne dersin?

Cenk elini cebine attı, ama vermek istemiyordu.

– Emin ol sonunda onu yine alacağım derken Celal’in bakışları tehditkardı.

Cenk kağıdı cebinden çıkararak isteksizce uzattı. Diğeri kaçıracakmışçasına hızla aldı elinden kağıdı. Oldukça eskimiş, uzunca bir kağıttı bu. Celal eline aldığı kağıdı açarak gülümsedi.

– Ooo İnsan Hakları Bildirgesiymiş bu. Vay be her halde belki bundan başka bulamayabiliriz. Oldukça değerli bir kopya, kağıda falan bakınca 20. yüzyıla ait sanırım. Çok iyi bir iş doğrusu… Her yönden benim için bir kazanç. Buna ne kadar para ya da ne verdin bilmiyorum ama yazık etmişsin. Neden iyi bir vatandaş olup herkes gibi yapmıyorsun anlamadım ki?

Diğeri başını yere eğmiş ayakuçlarını izliyordu.

– Ne olacak şimdi?

– Ne mi hiç, mahkemeye çıkacaksın sonucu bilemiyorum tabi. Burada yazılanları okudun mu?

– Şey ben…

– Hadi artık fark etmez okudun mu?

– Evet.

– Ne ironik değil mi? derken gülümseyen gözlerle kağıda bakıyordu. Ardından başını kağıttan kaldırmadan devam etti;

– Bakma öyle ironiyi de bilmiyorsun sanırım, ama inan bilseydin tam senin için söylendiğini anlardın. Şu an ki durumunda sana çok uygun düşüyor çünkü. Bak mesela “ yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır” ne güzel değil mi?

– Evet derken Cenk’in az önceki korkak bakışlarının yerini öfke kaplamaya başlamıştı.

– Aa bak şu da güzel “madde 9; hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez” tam senin durumunla örtüşüyor. Hem de ne için bu aptal kağıtları bulundurduğun için.

– Ama bu yasak değil ki beni neye göre yargılayacaklar hem de neden? Hem diğer insanlar onlar bunu bilecekler ve elindekini de, o zaman ne olacak?

Gülümseyen Celal koltuktan kalkarak elindeki kağıdı katladıktan sonra diğer eline vurup bir kaç adım attı. Yavaşça geri dönüp Cenk’e baktı.

– Diğer insanlar mı? Onlar bunu hiç bilmeyecekler merak etme, hatta seni bile. Senin atama emrin çıkacak sonra buraya da, işine de başka birisi getirilecek. Tabi bu sırada senin davan belki bir sonuca bağlanır derken elindeki kağıdı uzatarak O’na gülümsemişti. Kapıda ayak sesleri duyuluyordu. Cenk geldiklerini anlamıştı.

Hızla olduğu yerden kalkan Cenk Celal’in elindeki kağıdı çektikten sonra koşarak cama yöneldi. Boydan boya camla kaplı duvardan gece lambalarının ışığı seçilebiliyordu. Koşarken Celal’e dönerek;

– Belki de ama unutma “madde 1; bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar” diyerek cama atladı. Celal’in tuhaf gülümsemesi kulaklarında yankılanıyordu sanki. Cama çarpacağı anda gözlerini kapatmıştı. Garip bir yumuşaklık hissetti. Belki birkaç saniye sonra gözlerini açtığında 6. kattaki evinden aşağıya bakıyordu. Bir damlanın içindeymiş hissi, yükseklik korkusuna karışmıştı. Aşağıyı görebiliyordu ama düşmek yerine geri çekiliyordu. Sonra fırlatıldı ve kapının biraz ilerisindeki Celal’in ve az önce duyduğu seslerin sahibi birkaç polisin önüne düştü.

– Gördünüz mü, ne kadar komik değil mi? diyen Celal ona bakıyordu.

– Ne oldu? dedi düştüğü yerden kollarından tutulup kaldırılan Cenk korkuyla diğerlerine bakarak.

– Ne mi oldu aptal? Ama tebrik ederim cesurcaydı. Hele son sözlerin 21. yüzyıl filmlerini anımsatıyordu. Onurla ve gururla söylenen birkaç sözcük ve ölümü göğüsleyen bir adam… Ne için idealleri için. Aferin eğer seyreden birisi olursa emin ol ödül alırsın. Çünkü gerçekten yaptın bunu hem de dublörsüz derken diğerinin elinden kâğıdı çekerek cebine koydu.

– Götürün bunu dediğinde diğerleri O’nu götürmek için kollarını kelepçelediler. Diğeri hala şaşkın;

– Ama anlamıyorum ne oldu?

– Ne olacak senin ölmene izin vermemi bekleme. Aslında olasılıklar dahilinde olan bir şeydi. Ben beklemiyordum ama demek ki beklemeliymişim. Evet, buraya neden gönderdik zannediyorsun seni. Yeni evin yeni bir mimariyle yapıldı. Bu apartmanın her bir karesi seni hissediyor. Yaptıklarından yapacaklarına kadar her şeyi iletiyor ve biz ne istersek onu yapıyor. Yeni nano-biyorobotlar duyguları bile ayırt edebiliyorlar. Senin şu kapıda çalıştırdığın alet bunları fark edemez, çünkü bu binanın her bir santimetresi canlı. Senin her hareketin bize milyonlarca göz ve kulak tarafından iletiliyor. Ve gereğinde sıcak, soğuk, sert, yumuşak ya da maddenin nasıl olmasını istiyorsak öyle olabilecek bir bina bu. İşte teknolojinin mimariyle gerçek buluşması ve ilk deney başarılıydı. Aslında bina benden senin hareketini durdurmak için onay istedi ama ben sadece fazlasını görmek istedim ve o camı seni taşıyabilecek bir hale getirip geri fırlattırdım derken kulağının içinden bir aygıt çıkararak cebine koydu.

– Ölebilirdim.

– Evet, istediğin de bu değil miydi? Ama bak, ölmedin. Bence teknoloji buna izin vermedi. Götürün şunu dediğinde diğerleri onu kaldırarak götürdüler. Cenk şaşkınca apartmanın duvarlarına bakarak kayboldu.

Celal ellerini arkasında birleştirerek evin duvarlarında gezdirdi gözlerini, ardından kapıya doğru yönelerek;

– Ve evet “madde 13: bölüm 1; herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır. ” elbette neden olmasın diyerek kapıyı kapadı.

4 yorum

  1. Hayal gücünüze hayran kaldım gerçekten. Yazının sonuna kadar bir bilim kurgu filminin içinde gibi hissettim kendimi. Kaleminiz çok başarılı, an’ı yaşatıyor adeta…

    Bu arada teknolojinin bu kadar başarılı olduğu bir hayatta var olmak istemem şahsen. Ne o ya attığım adımı bilecekler, hissettiklerimi algılayacaklar, ruhumu görecekler. Yok yok o kadar göremeyeyim ben, gerildim okurken :)))

    Emeğinize, kaleminize sağlık Kenan Bey bence oldukça başarılı, devamını bekliyoruz .

    0
    • sayın ayıaşığı selamlar,
      öncelikle beğenmenize çok sevindim. aslında benim distopyalarımdan birisidir. ama şunu belirtmek isterim ki zaten kısmen de olsa zaten o hayatın içindeyiz zaten. facebook, twettir, blog hesapları, her yerde kameralar, kredi kartı kullanımları falan derken bir nevi gözetleniyoruz da. eğer birisi sizin hakkınızda bilgi isterse rahatça ulaşabilir. hele devlet bunu o kadar kolay yapar ki farkına bile varmazsınız. ama bence geleceğin dünyası özgürlüklerden ziyade devletin daha baskıcı olacağı bir dünya ki bizler bunun farkında bile olamayacğız. çünkü alıştığımız ya da bize güven adı altında yutturulacak bunlar. :)
      tekrar teşekkürler, iyi akşamlar dilerim

      0
  2. Hikayeniz ürpertti beni… Her ne kadar bilim kurgu bir hikaye gibi dursa da çok da uzağında olmadığımızı hissettiğim bu durumu çok güzel aktarmışsınız. Dediğiniz gibi kimlik numaraları, ip numaraları derken her yerden bilgilerimize ulaşılıyor aslında günümüzde de… En azından evimiz kalemiz diye düşünüyoruz ama gelecekte bunun da mümkün olmaması çok olası. İnsan robotlar ve yapay robotlar arasında bir fark kalmayacak herhalde… Herkesin aynı olduğu, tek renkli bir dünya.. Ne kadar sıkıcı!

    Eğer gelecek böyle olacaksa ben o devirde yaşamayacak olmaktan memnunum.

    Gene de arkadaşlık, dostluk, ihanet, hırs, kibir gibi temel kavramların yüzyıllar geçse de kalıcı olduğunu da görüyoruz hikayede. Hikayenizde negatif olanlar öne çıkmışsa da , pozitif olanların varlığına da hissettiriyor.

    Mürekkebiniz hiç kurumasın sevgili Kenan…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>