Ana Sayfa / Edebiyat / Anı / GELEN VE BEN
Gelen ve Ben

GELEN VE BEN

Binanın dış kapısından girer girmez her zamanki alışkanlığıyla çıktı merdivenleri. Birinci kattaki iş yerinin kapısının kilidine anahtarı yerleştirip kapıyı açtı. Kapı kolunu çevirip kapıyı aralamasıyla irkilmesi bir oldu. Eşikte ayakları kıpırdamadı ama vücudu kendini hafif geri aldı. Kapı gıcırdayarak içeri doğru açılırken pür dikkat kesildi. Alarm çalmamıştı.

“Alarm neden kurulu değil?” diye kuşkuya düştü ve çok hızlı şekilde sorguladı belleğini. Dün akşam işten çıkarken kapıyı kilitlemeden önce alarmı kurmamış mıydı?

Akşam işten çıkışa dair, anın öncesine mahsus her şey anımsanıyor ama alarma ait hiç bir iz yoktu belleğinde. Birileri belleğin kıvrımlarını silip temizlemişti sanki. Niçin hatırlayamıyordu? Sanki sıfırlanmış, ilk haline dönüştürülmüş gibi hissetti. Daha öncelerin tutanaklarında tescilli unutkanlığın faillerinden biri olmuştu alarmı kurmadan gitmek ve ilk kez de olan bir şey değildi. Toparlanarak üstündeki şaşkınlığı attı ve kapıyı kapatıp iş yerinin içlerine doğru ilerledikçe, “Hay Allah, yine alarmı kurmamışım!” derken kendi iç seslenişi de ona eşlik ediyordu;

“Büyük bir boşluk, yokluk gibi. Boşluk içindeki yoklukta varlık mı? Aşk, her ürperişin, hükmünü yitirmiş resminle yüzleşirdi”

İş yerinin pencerelerini açarak havalandırma faslını tamamlamaya çalışırken iç seslenişte kopukluklar meydana geliyordu;

“Ürkütücü ve korkutucu bir ölüm gibi dağların tenhasında aşk “işte böyle” ve ihanet, “gereği düşünüldü hükmünde” ötesi bilinen hikaye…”

Telefonun çalmasıyla birlikte odaya yöneldi. Telefon arama kayıtlarını tek tek kontrol etti. “Kimler aramıştı yokluğumuzda? Belleğin kayıtlarını yitiklere karıştırdığı yer burası mıdır?” diye geçirdi aklından ve yeniden iç sesiyle baş başa kaldı;

“Gündelik yaşam içre yakışık alır eylemlerini, kendimi size mahkum ettiğimden bağışla ben, beni. Belleğin ihaneti, bir alarm şifresi kadardır. Bünyesi cinayeti bile taşır, hırsızlık masum kalır yanında”

Salona geçerek sebilin soğuk sıcak düğmelerine parmak uçlarıyla dokunurken, sesli olarak düğmelerin çıkardığı sesi “tak tak” diyerek taklit etti. Birazdan yapacağı kahvaltı için çay hazırlamalıydı. Bu sırada yeniden iç sesi devreye girdi;

“Kuşku mizah üretmez, besler. Mizahla gülümsetmeye dönüştürülür. Kuşku belleğin besleyebileceği kadar kaynağa sahip değildir. Bellek besleyebileceği kadar kuşku taşır. Önceleri kayıptır. İlanı bile verilmemiştir. Bir boşluk sanki… Olabilir.”

Kapının zili çalınca iç sesiyle birlikte kapıya yöneldi.

“Hayatımda hiçbir zaman yürüyen arabaların arkasından ıslık çalıp durmadım.”

Bu kesin ve net itirafıydı belleğinin. Kendini bir başkasına karşı çok güçlü hissettiği andı. Müthiş bir savunma yaptığını düşünerek kapıyı açtı.

Gelen (Geldiği için iç işleyiş “Gelen” diye hitap etti).

Sanki yüzünde polemik hırçınlığı akıyordu. Belleğin tüm kıvrımlarındaki polemikler yüzünde kendine özgü bir ifade bulmuştu. Keşke kendini polemik malzeme deposu haline getirmeseydi. Yoğunluğunu ve duyarlılığını ucuz harcamış olurdu.

Kapıyı kapattı.

“Gelen giden var mı?”dedi Gelen odasına yönelirken, mel mel baktı Gelen’in yüzüne: “Ne geleni ne gideni” der gibi kafasını hafif yukarı doğru kaldırdı.

Salona giderek televizyonu açtı.

“… Kanser tedavisi gören sekiz yaşındaki torunu hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin, Allah kalanlara sabır versin…”

İç sesini bastırarak, “Yahu sabah sabah” diyerek mırıldandı. Salondan çıkıp çalışma odasına geçti.

Bu kez hata yapmamaya kararlıydı. Belleğine güvenmeyecekti. Her işi belleğe bırakmayacaktı. İşini sağlama alma niyetindeydi. Çözüm de bulmuştu. İş yerinin alarmını kurmayı unutmamak için akşam saatine telefonun alarmını kurdu. Bir bakıma anımsama notu gibi kullandı telefondaki alarmı.

Toparlanıp çıkmaya doğru telefondaki alarm çaldı. İşyerinin alarm kurma tablasında düğmelerin birinci ve ikinci satırın ikinci sütunlarına parmak ucuyla dokundukça “tik tik” sesleri eşlik etti. Üçüncü satırda bir düğme sağa ilerleyerek üçüncü sütuna dokunduktan sonra, son olarak tekrar bir düğme sola gelerek ikinci sütuna dokunulduğunda “tik tik” sesleri uzadı ve alarm devreye girdi. Acelece çıkıp kapıyı kilitledi. Yoksa alarm devreye girer ki, ortalığı velveleye verirdi

Gelen, aracını alışveriş merkezinin oto parkına çekti. Alışveriş yapması gerekiyordu. Üç dört katlı oldukça büyük bir alışveriş merkezinin dört bir yanı park etmiş otomobillerle doluydu. Binanın içi uğulduyordu. Alışveriş yapmayı da mağaza mağaza dolaşmayı da hiç sevmezdi. Ne zaman böyle bir alışveriş hikayesi çıksa başı zonklar, gözleri kararır, dizlerinde derman kalmazdı.

“Sen git dolaş alış verişini yap. Seni şu kafede beklerim.” deyip giriş katındaki kafeyi gösterdi.

Gelen, alışverişten döndüğünde, kafedeki masaya dizüstü bilgisayarı kurmuş, şarja takmış, gözde gözlükler internette dolaşırken çay yudumluyordu.

“Çay değil kahve olsaydı çağdaş bir adam olacaktın.” dedi Gelen.

Hafif gerilip irkildi. Belleği yine karman çorman oldu. Söylediği iyi bir şey mi? Acaba entel mi demek istedi.Yeniden kendini bir sorgulama sürecine aldı.

“Şov mu yapıyorsun ya da öyle mi sanıyorsun? Kullandığını sandığın, üstelik aforizma bir dil bile değil. Üfürük. Hafif biraz alınganlık meyvesi gibi…”

Araç yoğun akşam trafiğinde ilerlerken radyoda çalan “Tatlı dille güler yüze doyulur mu, doyulur mu?” türküsünü iç ses arka plana attı.

“Kendimi size mahkum ettiğim için bağışla ben, beni…”

4 yorum

  1. İç ses konuşmaları genel de yanıltır bizi… Hatırlamaman ya da unutmak istediklerini, yapmaman gerekenleri, umutsuzluğunu söyleyip durur gizli iç ses. Unutkanlık ise yaşanmışlıklarla alakalıdır daha çok… Bazen öyle bir resetlersin ki kafanın içindekileri unutmaman çok önemli olanlarda silinir gider. Belki istenmeyen bir son belki hüzünlü bir aşk hikayesi…

    Biraz fazla karışmış bir iç ses konuşması hatta çatısması gibi geldi bana… Ya da bir iç savaş, dinginlik , huzur isteyen başka bir benlik var gibi geride…

    Emeğinize sağlık…

    0
  2. Ayrıntıyı unutmadan ama ayrıntıya boğulmadan temiz ve sade, kendi kendine konuşur gibi… “Gelen” bir kargaşa yaratmış olsa da, hoş ve akıcı… Kutlarım…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>