Ana Sayfa / Edebiyat / Anı / Gönlümün İstediği!
gonlumun-istedigi

Gönlümün İstediği!

Yıl 2000… Koroner yoğun bakım stajı yapıyordum. Gün aşırı 36 saat nöbet tutuyorduk, bir dakika uyku olmaksızın. Gençliğin verdiği enerji bile yetmiyordu bazen. İşin duygusal zorluğu oldukça ağırdı…

Bir cumartesi sabahı yine nöbete gidiyordum. Ertesi gün akşam çıkacaktım hastaneden. Kafamı metronun camına dayadım ve “Allah’ım bana önemsiz bir hastalık ver de bir gece hastanede yatayım.” diye dua ettim. Yastığımla buluşma sürelerim o kadar kısa ve yorgunluğa bağlı kas ağrıları yüzünden öyle keyifsizdim ki en azından, bir 24 saat hayal ediyordum yatabilmek için. Ancak bunun tek yolu hastaneye yatırılmış olmaktı. Başka yolla izin imkansızdı…

Nöbetten çıkacağım gün, nüfus sayımı dolayısıyla sokağa çıkma yasağı vardı (Milenyumda ağıla kapatılmış koyunlar gibi kafa sayılıyordu). Evime nasıl döneceğim konusunda fikrim yoktu. Metrodan indim, turnikelerden geçtim ve vezneye yanaştım. Görevlinin önündeki minik pencerede rüzgarı önleyen küçük kartonlardan vardı.

– Affedersiniz, yarın metro çalışacak mı?

– Hayır.

– Peki Batıkent’e ulaşım nasıl olacak?

– Otobüsle.

– Nereden kalkacak otobüsler ve saatleri nedir?

– Şefe sor!

Her soru ve cevapta karton kalkıp indi ancak ben bunun adamı ne kadar yorduğunu fark etmiyordum. Veznenin arka tarafında duran şefe ulaşmak için turnikelere yönelirken kartımın bittiğini fark ettim. Serbest geçiş kapısı vardı ama cahillik bu ya onu da aynı görevlinin içeriden bir düğmeyle açması gerektiğini sandım. İki seçeneğim vardı; ya yeni bir kart alacaktım ya da serbest geçişi açmasını sağlayacaktım. Acelem vardı, kartla uğraşmıyordum. Yeniden küçük pencereye döndüm.

– Serbest geçişi açar mısınız?

Adamın yerinden kalkıp vezneden bana doğru gelişini gördüm, çok utanıyordum. Düğmeyle açılmıyordu. “Yordum adamcağızı gelip açacak” diye.

Vezneden çıktı, turnikeleri geçti, karşıma geldi. 156 santimetre boyunda 42 kilogram 25 yaşında ufaklığın tekiydim. Adamımız 1.90 boyunda. (Bana mı öyle gelmişti acaba?) 100 kilogramın üzerinde bir azman. Eğilmekle bile yormadı kendini. Omuzlarımdan kaldırdı, üç kafa attı ve öylece bıraktı.

Sonrası polis… Karakol… Adli Tıp…

“Kapalı kafa travması-hayati tehlikesi mevcuttur” raporu eşliğinde nöbette olmam gereken hastanenin “acil servis gözlem odasında” 24 saat müşahede…

Hikayenin devamı da derslerle dolu aslında. Ancak sizlerle -en azından şimdilik-  paylaşmak istediğim ilk kısmından çıkardığım ve hayatımın her saniyesine yön veren ders;

Dilek kapılarının ne zaman açık olacağı bilinmez… Ettiğimiz duaya, istediğimiz şeye çok dikkat etmemiz gerek. Dilerken hayrıyla birlikte dilemek, aklımın yettiği…

“Allah’ım gönlümün istediğini hakkımda hayırlı eyle, hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle.”

Sevgiyle…

2 yorum

  1. Evet bazen dilek kapıları açık olurmuş… Sizin dileğinizi ben de çok kere dilemişimdir:) Hayatın acımasız temposuna yenik düştüğümüzden elbette. Kesinlikle hayırlısını dilemek en güzeli… Yazının sonundaki dua çok güzel.

    Yüreğinize sağlık…

    0
  2. “Hep iyilerle karşılaştırsın Allah” diye boşa dua edilmiyor demek ki Kapkaram… (Simsiyahım yerine kullandım nedense).

    Sevgi ve muhabbetle…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>