Ana Sayfa / Edebiyat / Anı / Hatırlayabildiğim…

Hatırlayabildiğim…

Küçük mersin ağacının yanındayım. Dışarıdayım… Akşamüzeri evimizdeki tüm lambalar sarı ışıklar saçıyor. Çok kalabalık avlumuz… İnsanlar avludaki koca kapıdan içeri giriyor sürekli. Domates fideleri var, basmamalıyız onlara! Fidan ocağının ortasındayız… Ezildi bütün fideler… Dedem kızmadı hiç… Dedem ağlıyor… Dışarıda bekleyen bir sürü amca var… Dedeme sarılıyorlar, bazıları elini öpüyor… Dedem ayakta duramıyor, yıkılacak yere… Bir amca tutuyor onu… Gelen kadınlar üst kata çıkıyor beton merdivenden… Ağlıyorlar… Annem nerede? Babaannem nerede? Kaygılı gözlerle izliyorum… Yüksekçe bir yerden izliyorum insan kalabalığını. Birinin sırtında olmalıyım… Ağlıyor insanlar… Niye ağlıyorlar? Kötü bir şey mi oldu? Ağlıyorum… Koca kapıdan çıktık… Yandaki komşumuzun avlusundayım. Kadınlar ağlıyor… Orada da yanıyor sarı ışıklı lambalar… Orası da kalabalık… Kötü bir şey mi oldu? Tuzlu tadını alıyorum gözyaşlarımın. İnsanlar bir şeyler fısıldıyor kendi aralarında… Kötü bir şey mi oldu, neden toplanıyor insanlar? Annemi istiyorum… Annemi istiyorum… Sümüğüm akıyor… Komşu avludaki çeşmenin yanındayız. Islak bir el yüzümü siliyor. Burnum acıdı… Annemi istiyorum…

Geriye dönüyoruz… Koca kapıdan tekrar içeri girdik… Merdivenden çıkıyoruz… Çok kalabalık evimizin “hayat” denilen bölümü… Geçiyoruz oturan insanların arasından. Şimdi bir odadayım… Tam ortada annem duruyor… Bir sürü başı örtülü kadın toplanmış annemin etrafına… Babaannem de yanında annemin. Ağlıyorlar… Annemin kucağında bir bebek var… Kardeşim olmalı, ağlıyor… Annem emziriyor kardeşimi… Kardeşim ağlamıyor artık… Annem ağlıyor… Kadınlar bir şeyler söylüyor… Kadınlar ağlıyor… Kadınlardan biri kalın bir kitaba bakarak yüksek sesle bir şeyler okuyor. Ağlıyorlar… Ağlıyorum…  Susturmuyor kimse… Annemi istiyorum… Kucağına alsın beni… Tuzlu bir şeyler geliyor yine ağzıma… Acıtmayın yine burnumu… Anneciğim kucağına al beni…

Babamı isteyip istemediğimi bir türlü hatırlayamıyorum bile. Zorluyorum kendimi ama olmuyor, “Babam nerede?” diye sorduğumu bir türlü hatırlayamıyorum. Tamamen yok hale gelmiş hafızamda zira yokluğunu daima hatırlıyorum!

Yirmi yedi yaşındaki babamı kaybettiğimizde üç yaşındaymışım. Kardeşim ise altı aylık… Teyzemin sırtındaymışım o gün. Babamın av köpeği varmış, dayanamamış üç gün sonra o da terk etmiş evi. Bir sene sonra anneannem, yirmi yaşındaki dul kızını evlendirip uzak bir memlekete göndermiş. Güzel kadındır annem. Laf edilirmiş! Dedem her zaman “Annen kocaya kaçtı!” derdi.  Çok kızdığımı hatırlıyorum anneme. Hala daha içten içe kızıyorum, elimde değil… Kardeşimi yanında götürmüş çok küçük diye. “Kaçtığı” kocası da istememiş beni zaten. Dedem de vermek istememiş büyük torununu. Oğlunun tesellisi olarak alıkoymak istemiştir belki de. Büyüyüp adam olunca tarlalarımızı, kiraz bahçelerimizi çekip çevirecek, onca araziyi yönetecekmişim. Neden bilemiyorum fakat çocukluğumda hiç ilgim olmadı çiftçiliğe, okuyacağım dedim her sorulduğunda.

Çok zorladım babama dair küçük bir anı hatırlayabilmek istedim. Olmadı, gözümün önüne hiçbir şey belirmedi, hayalimde bile canlandıramadım. Yüzünü resimlerden tanıyorum. Uzaklardaymış, gelecekmiş bir gün. İyice sormaya başlayınca Almanya’ da dediler. Sokaktaki çocuklara “Babam Almanya’da, elinde hediyelerle gelecek bir gün. Hem de kocaman Alman çikolatası getirecek!” derdim. Yedi yaşıma kadar böyle avuttum kendimi…

Babamın adı İbrahim, annemin babasının adı da İbrahim, dedemin babasının adı da İbrahim’dir… Yaşamamış İbrahimler, hepsi genç yaşta göç etmişler bu dünyadan… Cesaret edemedim babamın adını oğluma vermeye. Batıl inanç diyoruz ya mesela, yirmi yedi yaşımı atlatıp öyle evlendim.

Geçen bayram arifeden bir gün önce yine gittim babamın, dedemin ve babaannemin yanına, dertleştik. Mersin dalları götürmedim. Mersin ağacının yanında başladı zaten yokluk. Yedi yaşından sonra dedemle birlikte babamı ziyarete gittikçe kopardığımız mersin dalları, sonunda tükenmişti. Kurumuştu ağaç on iki yaşına geldiğimde. Yıllar sonra dedem vefat edince yanı başındaki oğluna vermesi için mezar taşına mersin dalları kazınmış ve yeşile boyanmış. Sanırım mezar taşı ustası yaptı bilmeden.

Götürdüğüm buğday tanelerini dizdim yine mezar taşına. Serçeler için…

Eve döndüğümde babama dair bir anı hatırlayabilmek için yine çok zorladım kendimi. Olmadı, gözümün önüne hiçbir anı gel(e)medi. Hatırlayabildiğim tek şey o kalabalık gün…

Dedeme sürekli sorardım babamla ilgili bir anım var mı diye. İki konuyu anlatırdı her seferinde. İlki iki yaşındayken sünnetimle ilgili; ağlarken bir yandan da sünnetçiye küfür etmişim, babam da ağzıma lokum doldurmuş. Hatırlayamıyorum…

İkincisi de iki buçuk yaşımdayken olmuş. Hep birlikte yer sofrasında yemek yerken cam bardağı kırmışım. Babam ve annem elimi keseceğimden korktuklarından olsa gerek çıkışmışlar hemen. Korkmuş ve ağlamışım. Yaşıtım olan oğluyla oyun oynadığımız aile dostumuz Demirci Ahmet amca vardı. “Ahmet amcama götürüp kaynak yaptırırız bardağı kızmayın…” demişim. İki buçuk yaşlarında bir çocuğun gözüyle demirin kaynakla birleştiğini görerek, kırık cam bardağın da aynı şekilde birleşebileceğine dair mantık geliştirmişim demek ki. Hatırlayamıyorum…

Yine çok zorladım kendimi. Olmadı, hatırlayabildiğim tek şey o kalabalık gün…

 

Babama…

1 yorum

  1. Hafızaya kazınır anılar… Söküp atamazsın, isteyince hatırlayamazsın… Bazen hiç ummadığın bir şey hatırlatır sana onları.. Bir koku, bir duruş, bir bakış, sana getirir hatırlamak istediğini….

    Hüzünlendim ve aklıma şu şarkı geldi “Akşam oldu hüzünlendim ben yine”… Yüreğinize sağlık…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>