Ana Sayfa / Edebiyat / İLGİNÇ KORİDOR

İLGİNÇ KORİDOR

Çok güzel bir pazar günüydü. Güneş, gökyüzünde pırıl pırıl parlıyordu. Annem, beni yatağımdan kaldırırken yüzünde hoş bir gülümseme vardı. Yatağımdan kalkıp kahvaltı masasına gittim. Annemin özel pazar günü kahvaltılarındandı. Babam, annem ve ben kahvaltımızı yaptıktan sonra babam bana “Bugün dedenin ve anneannenin evine gideceğiz.” dedi. O an mutluluktan havalara uçtum. Hazırlanırken belki ders çalışırım diye düşünerek kalemliğimi de çantama koydum. Tabii siz neden havalara uçtuğumu merak ediyorsunuzdur. Bunun sebebi dedemin bir çiftliği olmasıdır. Dedemin çiftliğinde; inekler, koyunlar, arılar ve atlar vardır. Sebze ve meyve de yetiştirir. Evinin içi de müze gibidir; eski kitaplar, eski kalemler, kılıçlar, fesler ve eski kıyafetler vardır.

Hep beraber arabaya bindik ve yolculuğumuza başladık. Şehirden uzaklaştıkça yüksek ve iç karartıcı binalar yerini yemyeşil ağaçlara bırakmıştı. Bugün şüphesiz harika geçecekti. Araba yavaşladı. İşte dedemin çiftliği… Dedem ve anneannem beni karşıda bekliyorlardı. Arabadan indim, dedeme ve anneanneme sarıldım. Önce dedemle beraber biraz çiftliği gezdik ve yorulunca hep birlikte sohbet edip çay içtik. Anneannemle biraz örgü örmeyi denedim ve beceremeyince sıkılarak dedemin çalışma odasına girdim. Odayı gezerken eski kalemler dikkatimi çekti ve incelemeye başladım.

Dedemin bir tüy kalemi, bir kamış kalemi, bir dolma kalemi ve birçok tükenmez kalemi vardı. Kalemlere bakarken birden üzerime bir ağırlık çöktü. Uyuyakalmışım. Bir masa etrafında oturan kalemler, hangi kalemin “en iyi kalem” olduğunu seçmeye çalışıyorlardı. Tartışmayı Mürekkep yönetiyordu. Tüm kalemler kendilerini övüyordu.

Mürekkep, bana bakarak “Hoş geldin, Elif Bilge biz de seni bekliyorduk.” diyerek bir sandalye verdi. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Kekeleyerek, “İ-ii-yi de s-se-sen benim a-aa-adımı nerden biliyorsun?” dedim. Mürekkep, “Bunu sonra konuşuruz Elif Bilge.” diyerek sözü kısa kesti. Tüy Kalem, söz alarak “En iyi kalem benim. Çünkü insanlar tarih boyunca en uzun süre beni kullanmışlar.” dedi. Tükenmez Kalem, “Ama şimdi en çok kullanılan mürekkepli kalem benim.” dedi. Ne yapacağımı bilmeden sandalyede oturuyordum. Dolmakalem, ileri atılarak “En iyi kalem şüphesiz benim. Çünkü çok güzelim ve eski filmlerde beni görebilirsiniz.” dedi. Onlara bakan yaşlı Kamış Kalem üzüntü ile yerinde oturuyordu. Mürekkep, sıkılmıştı. Tekrar bana doğru dönerek;

– Elif Bilge, senin kararın nedir? dedi.

– Bence tüm kalemlerin arasında en gelişmiş olanı Tükenmez Kalem fakat Kamış Kalem olmasaydı diğer kalemler bulunamazdı. Tüy Kalem ise hazırlanması bir hafta gibi uzun bir süre olmasına rağmen tarih boyunca en uzun süre kullanılan kalem olmuştur. Dolmakalem her zaman güzeldir, dedim ama bu kadar şeyi nereden öğrenmiştim…

Mürekkep, söylediklerime hak verdi ve tartışma bitti. Odadaki tüm kalemler dans etmeye başladılar…

Bir müddet sonra kapıdan dışarı çıktım. Upuzun bir koridorda yürümeye başladım. Etrafımda birçok kapı vardı. Sanki yürüdükçe koridor biraz daha uzuyordu. Yanımdan kalemler geçiyordu. Kiminin elinde bebek kalemler, kiminin elinde ayakkabılar, kimisinin elinde ise kağıtlar vardı. Bu koridorun bitmeyeceğini anlayınca pembe renkli ve üzerinde otuz üç yazan bir kapıyı açarak içeri girdim.

Girdim fakat girdiğim an ağzım açık kaldı. İçeride simli kalemler, fosforlu kalemler ve benim süslü kalemlerim vardı. Kalem kutumdaki tüm kalemler buradaydı. Önlerindeki aynaya bakıyorlar ve makyajlarını tazeliyorlardı. Odada birkaç tane de kurşun kalem vardı. Onlar kendilerine değil de renkli kalemlere makyaj yapıyorlardı. Bir kurşun kaleme;

– Siz burada ne yapıyorsunuz?” dedim. O da;

– Bu kalemler bir güzellik yarışmasına katılacak anladın mı şekerim? Aaa… Dudağın kurumuş gel sana da makyaj yapayım, dedi.

– Hayır, teşekkür ederim, diyerek odadan çıktım.

Canım çok sıkılmıştı. Bu iş iyice “Alice Harikalar Diyarında” hikayesine dönmüştü. Bir kapıyı daha açtım ve içeri girdim. Kalemlere bakmaya başladım. Burası bir hastane odası olmalıydı. Kurşun Kalem’in ucu kırılmıştı. Doktor Uçlu Kalem, hemşire Tükenmez Kalem’e “Hemen kalemtıraşı getir!” dedi. Hemşire hemen kalemtıraşı getirdi. Kurşun kalemin ucunu açtılar. Kurşun Kalem, ayağa kalktı ve doktora “Sağ olun Doktor Kalem.” dedi ve hiçbir şey olmamış gibi yürümeye başladı. O fark etmese de boyu kısalmıştı…

Odadan çıkarak koridorda yürümeye devam ettim. Yürüdüm… Yürüdüm… Yürüdüm… Artık etrafta kapılar yoktu. Sanırım sonunda koridor bitecekti. O da ne? Kocaman bir silgi üzerime doğru geliyordu. Koşuyordum fakat her zaman yetişiyordu…

Çığlıklar içinde uyandım. Koşarak anneanneme ve dedeme sarıldıktan sonra eşyalarımın arasındaki kalemliğe baktım. Hepsi oradaydılar. Neyse ki tüm bu olanlar rüyaydı…

Elif Bilge

8 yorum

  1. Kalemin hiç eksilmesin güzel kızım. Öykülerinle, romanlarınla bir iz bırak dünyaya.

    0
  2. Harikasın prenses.Burada olmak, seninle olmak güzel…İlk beğenim de yorumum da sana olsun istedim.Hiç bırakma yazmayı lütfen.
    Sevgiyle…

    0
    • Yazımı beğendiğiniz için size çok teşekkür ederim. Ayrıca ilk yorumunuzu da yazıma yapmanız da beni çok mutlu etti. Yazmayı hiç bırakmayacağım.

      0
  3. Sevgili Elif tüm içtenliğimle kutluyorum…Geniş bir hayal gücün var…Seni nice başarılara imza atarken görmeyi diliyorum…Kalemine ve güzel yüreğine sağlık :)

    0
  4. Elif Bilge ne kadar güzel yazmışsın öyle. Hem de bu yaşta…

    İlerde kitap kapaklarının üstünde ismini göreceğimden eminim.

    Kalemine kuvvet.

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>