Ana Sayfa / Edebiyat / Anı / IŞIKLA DANS ( 2. Bölüm )
Işıkla Dans 2

IŞIKLA DANS ( 2. Bölüm )

Hiç unutmuyorum o bekleyişi… İki saat sanki bitmek bilmeyen dakikalardan örülmüş gibiydi, geçmiyordu zaman. Öyle meraklı ve heyecanlıydım ki! Bir şekilde zamanı erittikten sonra nihayet ilk fotoğraflarımla buluşma anı gelmişti…

Dükkandan içeri girdim fotoğrafçının yüzünde alaycı bir tebessüm,

-          Çok uğraştın mı bunları çekerken? Ne dediğini anlamadım; yani ya çok mükemmel fotoğraflardı ya da her şey berbattı.

-          Nasıl, anlamadım?

-          Hepsi karanlık çıkmış o yüzden basmadım, içinde yalnızca üç tanesi basılacak kadardı; bir tanesi kaldırım taşını çekmişsin yanlışlıkla, bir tanesi yalnızca deniz, bir tanesi Kız Kulesi…

Bu hem iyi hem de kötüydü. Kötü olan otuz altı kareden yalnızca üç tane basılacak kadar fotoğraf çıkmıştı ki ikisi boş gibiydi ama iyi olan Kız Kulesinin iyi, kötü bir fotoğrafını çekmeyi başarmıştım. Acaba nasıldı? Zarfı açtım heyecanla, üç tane fotoğraf vardı gerçekten. Ancak Kız Kulesi bana bir güzellik yapmıştı sanırım. O güzel bir anı aynen aktarabilmiştim fotoğrafa. Kalbim yine orada gibi hızlı hızlı atıyordu. Fotoğraf meğer ne kadar güzel bir şeymiş böyle! İşte karşımda Kız Kulesi bütün ihtişamı ve zarafeti ile duruyordu. O andaydım, oradaydım ama değildim işte… Fotoğraf o an damarlarımdan bütün vücuduma sızdı. Adeta fotoğraf zehirlenmesi yaşadım. Ama halletmem, çözmem gereken şeyler vardı. Neden karanlık çıkmıştı fotoğraflar? Nasıl ayarlamalıydım? O zamanlarda makineler tamamen manüel ayarlara sahipti ve bence, o zamanki fotoğrafçılar çok şanslıydı. (AÇIKLAMA : çünkü elimizde her şeyini kendimiz ayarlamamız gereken makineler bizi eğitiyordu bir nevi ve film kokusu bir fotoğrafçı için dünyanın en güzel kokularından birisiydi. Çektiğimiz filmi baskıya verip beklediğimiz o saatler hele inanılmaz heyecanlı ve güzeldi. Teknoloji ile bütün bu hisler biraz kayboldu sanki. ). Ertesi sabah mahallemizde vesikalık fotoğraflar çeken küçük bir fotoğrafçı dükkanı olan Uğur Abi ye gittim. Biraz çekingen, biraz utanarak durumu anlattım. Tebessüm etti.

-          Elbette sana fotoğrafı, makineyi anlatırım. Ne güzel böyle bir merak, böyle bir uğraş edinmen. Senin yaşındaki çocuklar haylazlık yapıyorlar, top oynayıp misket oynayıp sokaklardan dolaşıyorlar.

Ve başladı…

-          Fotoğrafı oluşturan ana unsur ışıktır. Işık olmazsa renk de olmaz, fotoğraf da olmaz. Bizim gördüğümüz her şeyi fotoğraf makinesi de görür. Tıpkı gözümüzü açıp kapadığımız gibi onunda bir göz kapağı var; bunun adı enstantane’dir.

Çok duyduğum ama ne anlam ifade ettiğini bilmediğim,“enstantane buymuş demek ki işte” diye geçirdim içimden.

-          Sonra diyafram vardır; buda göz kapaklarımızı kısarız veya çokça açarız ya, hah bu da o işte. Sonra en nihayetinde ışık vardır ve ışığın bir şiddeti vardır buna da iso deriz, diye devam etti.

Bir an umutsuzluğa kapılmıştım. Karışmıştı aklım. Aslında basit gibi görünüyordu ama bütün bunları bir araya getirmek ve o an makine üzerinde ayarlamak nasıl olacaktı?

-          Abi, bir saniye ben karıştırdım. Yani bütün bilinmesi gereken şeyler yalnızca bu üçü mü?

-          Hayır hayır, bunlardan sonra işin içine estetik ve kurallar, kabul edişler girecek; buda kadraj.

İyice umutsuzluk denizine batmıştım. Bunca şeyi anlamak ve anlık ayarlamak nasıl olacaktı? Ama kararlıydım yinede, fotoğraf artık damarlarımdan bütün vücuduma yayılmıştı ve en düzenli fotoğrafı alamazsam ölürdüm. Şimdi bu işin sırrını, tekniğini, ruhunu öğrenmem gerektiğini anlamıştım… Sordum,

-          Bana gerçekten öğretir misin bu işi?

-          Elbette. Önce çektiğin bir fotoğrafı değerlendirelim ve ne kadar istediğini anlayalım, çalışmaya başlayacağız.”

Sonrasında bugüne değin süren fotoğraf serüvenim başladı… Bir yandan elinde kalemi, rötuş ışığında rötuş yapıyor bir yandan da benimle konuşuyordu.

-          Öncelikle ışıktan başlayalım. Bu, fotoğraftaki her şeyi etkileyen, ölçeklendiren bir etkendir, hatta fotoğrafın kendisidir ancak makinedeki karşılığı hem iso, hem diyafram, hemde enstantanedir. Işığa duyarlılık hassasiyetine iso veya asa diyoruz. Yani etkilenme şiddeti gibi düşün.100 asalık film 200 asalık filme göre yüzde elli daha az etkilenir demek Bu 400 hatta 800 asaya kadar çıkar. Bu hassasiyet arttıkça bir denge kurman gerekir ki oda enstantane ve diyaframı ayarlaman demektir.

Aklım o kadar karışmıştı ki. Aslında anlıyordum anlattıklarını ama “tüm bunları uygulamak çok zor” diyordum içimden. Makinemin üzerinde hemde tam fotoğraf çekecekken o anda! Sonra devam etti.

-          İlk zamanlarda bu üçünün dengesini anlayamayacaksın biliyorum ama kendine zaman vermelisin. Çokça film, çokça kare ve çokça zamanına mal olacak bu. İstekli isen başaracaksın inanıyorum.

-          Evet istekliyim, ömrümce sürse de anlamak istiyorum fotoğrafı.

-          Tamam o halde bu üç noktayı iyi anlayacaksın. Işık, yani makinedeki karşılığı hassasiyet, iso. Diyafram yani kısılıp veya daha fazla açılan göz ve enstantane göz kırpmak gibi, göz kırpmayı zamanlamak gibi. Bu üçü bir dengede olmalı. Örneğin gece çekeceğin fotoğraf ile gündüz çekeceğin bir fotoğraf arasında hayli farklılıklar olacaktır.

Bir yandan çok basit geliyordu ama bir yandan her şey birbirine girmişti. Işığın şiddeti, diyafram ve enstantane hızı. İçimde fotoğrafa duyduğum sevgi hallederdi bu karmaşıklığı, buna inanıyordum. Ancak biraz daha anlamam gerekiyordu denemeden önce. Biraz mahcup bir halde sordum.

-          Makinenin üzerinden hepsini ayarlamamız gerekiyor değil mi?

Sorum saçma olmuştu biliyordum ama daha fazla detay istiyordum. Anlamak istiyordum.

-          Evet, elbette makine üzerinde ayarlayacaksın her şeyi.

Makinemi aldı ve kapıya doğru çağırdı beni.

-          Bak şimdi güneşli bir gün, top sahasındaki çocukların fotoğrafını çekmek istiyorum. Yapacağım şey bahsettiğim üç şeyi dengeleyip makulu bulmak. Bir terazi gibi düşün ibre hep aynı yerde olmalı. Şimdi standart değerlerde 100 iso ile çektiğimizi düşünürsek ki bu standart bir iso değeridir, geriye kalır enstantane ve diyafram ayarı. Bu ikisi birbiri ile orantılıdır birisi artınca öbürü azalır, terazinin kefeleri gibi yani. Bir kefeye biraz ağırlık koyduğunda orası ağır basacağından ilave etmen, eklemen gerekir. Burada eklemek, azaltmak şeklinde olacak yalnızca.

Aslında mantık olarak anlıyordum ancak teknik olarak biraz daha bilgiye ihtiyacım vardı.

-           Diyafram ve enstantaneyi makine üzerinden nasıl ayarlıyoruz?

-           Bak şimdi, makinelerin üzerinde bazı seçenekler vardır. Birincisi P yani program, bu ayara aldığın zaman hiçbir şey yapmana gerek kalmaz. Bütün her şeyi makine kendi ayarlar. Ancak bu çok kullandığım bir ayar değildir. Çünkü makine standart değerler üzerinden karar verecektir. Ama sen örneğin bir obje çekiyorsun ve yalnızca obje net olsun istiyorsun yani arka taraf bulanık, flu olsun istiyorsun. Burada senin bir ayar yapman gerekecek. Bu derinlik alanını ayarlamak için diyaframı kullanıyoruz. Yani AV seçeneğine getirdiğinde makineyi sen diyaframı belirlersin makine diğer ayarları yapar. Göz kapaklarını kıstığını veya açtığını düşün. En fazla şekli ile açarsan yani örneğin diyaframı 2.8 yaparsan eğer çektiğin obje net olacak birazcık önü veya arkası bulanık çıkacaktır. Direkt olarak objeyi vurgulamış olacaksın. Ama tamamen kısarsan örneğin 22 gibi bu defa genel olarak birçok şey net çıkacaktır. Hem çektiğin obje hem de biraz önü veya arkası net olacaktır. Yani diyaframı netlik vurgusunu ayarlamakta kullanıyoruz. Işık dengesi için de kullanıyoruz ama diyaframın en önemli etkisi netlik alanını ayarlamaktır, anlıyor musun?

Anlamıyorum diyemezdim ama o kadar özenli ve istekli anlatıyordu ki bu emeği ve çabası için bile olsa anlamam gerekiyordu.

-           Evet, dedim mecburen.

-           Güzel, gelelim enstantaneye . Bu ayar ise göz kapaklarının açılıp kapanma hızıdır. Yani makinenin içindeki bir perde deklanşöre bastığında hızlıca açılıp kapanır. Işığın film üzerine düşen süresini belirler. Bu süre çok kısadır saniyeyi 10′ a 100′ e bölebilirsin. Tabiî ki bu ışığın şiddetine, iso seçimine ve diyafram seçimine göre değişecektir. Her şeyi bir denge içinde yapmalısın. Diyafram açıldıkça filme düşen ışık şiddeti artacaktır yani çok daha fazla ışık geldiği için enstantane hızını arttırman gerekecektir. Ama tam tersi diyaframın kısık olursa yani göz kapakların kısık olursa filme düşen ışık azalacaktır, burada da enstantane hızını biraz daha uzatman yani yavaşlatman gerekecek. Dedim ya bir denge bu hepsi bir dengede olmalı. Birisi değişince hepsini yeniden kurman gerekir. Aslında çok basit. İsomuzun 100 standart değerde olduğunu düşünürsek çekeceğin fotoğrafın netlik alanına karar vereceksin ve diyaframı buna göre ayarlayıp enstanteneyi de diyaframa göre ayarlayıp çekeceksin.

Anladığım, her şeyin dengede olması gerektiğiydi. Aynen hayatta ki gibi…

Yaşar Hakan YEĞİN

Fotoğraf : Yaşar Hakan YEĞİN

4 yorum

  1. Öykü tadında, şiir tadında fotoğrafçılık dersi. Tebrikler.

    0
  2. “enstantane buymuş demek ki işte” dedim ben de :) Çok duyduğum bir tabir ama asıl anlamının bu olduğunu bilmiyordum, teşekkürler… Heyecan verici bir paylaşım bu. Sizin ne kadar istekli olduğunuz ve karşı tarafın sizde ki heyecanı görüp yaşamasını ne güzel anlatmışsınız. Teknik bilgiler için herhangi bir yorum yapamayacağım zira bilmediğim bir dal. Bir ara babam da merak salmış fotoğrafa hatta Annemle çekip kendilerinin düzenlediği bir karanlık odada tab ediyorlarmış siyah- beyaz fotoğrafları…

    Kaleminize, emeğinize, ışığınıza sağlık Hakan Bey…

    0
  3. Anne ve Babanızın ellerinden öpüyorum. NE güzel bir hikayedir öyle o. Fotograf çekip kendi karanlık odalarında tab etmek. Bence bu size büyük bir hikaye. Harika çok hoşuma gitti. Fotograf yaşadıkça insan ölmez Ay Işığı. Selamlar saygılar.

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>