Ana Sayfa / Bakış Açısı / Kader Göçü
KaderGocu

Kader Göçü

Göç, altmışlı yıllarda başlamıştı. İnsanlar, tarla-traktör parası için bir kaç yıllığına buraya geldiklerinde üç nesil kalacaklarından habersizdi. Toplu halde (Heim) hanlarda kalıyor, tek kelime yabancı dil bilmeden başlarını sallayarak, komik hareketlerle kendilerini ifade etmeye çalışıyor, böylelikle hayatta kalma savaşı veriyorlardı. Bir zaman sonra yalnızlık, özlem çekilmez hal almıştı. Vatan toprağından, baba ocağından, aileden uzak olmuyordu-olunmuyordu! Karar alınmıştı “Aile” nakli yapılacak ve ilk nesil bu topraklara yerleşecekti. Tek başına verdikleri, vatan toprağından uzak bu yaşama savaşına ailelerini de ortak etmek kaçınılmazdı. Lakin bu ne kadar doğruydu şimdilik bilinmezdi.

Nitekim; O zaman çözüm gibi görünen bu istek, bazılarına -belki de çoğuna- pişmanlık olarak geri dönecekti. Şimdilik vatan hasretini aileleriyle dindirmeye çalışan bu gurbetçiler sonra bunun bedelini ağır bir şekilde yaşayacak ve yaşatacaktı. Zaman hızla ilerlemiş ve çocuklar okullara yerleştirilmişti. Tek kelime yabancı dil bilmeden derslere giriyor kurs almadan eğitime tabi tutuluyor, küçücük bedenlerine tonlarca yük yüklemişçesine eğitim almaya daha doğrusu yabancı oldukları bu ülkenin diline alışmaya çalışıyorlardı. Anneler, aylarca evden çıkmadan çocuklarının ve eşinin eve dönmelerini bekliyor, daha nasıl tasarruf yaparım da bir an önce döneriz diye akla gelmeyen fedakarlıklar üretiyorlardı.

Gözler her daim yaşlı, yüreklerde bir umut; “Dönecegiz!!!”

Bu geri dönüş isteği ve hayaliyle senelerce vatanlarından uzak yaşamışlardı. Baba çalışıyor, anne fedakarlıklarla tasarruflar yapıyor, çocuklar ise uyum için çabalıyorlardı.

Zaman hızla ilerliyordu…

Dönemeyeceklerinin farkına nihayet varmışlardı. Artık Avrupalı Türkler konumunda kendi örf ve adetlerini sürdürmeye çalışan bir avuç insanlardı. Çocuklarının elbette kendi dilinden, dininden (o zamanlar bunun çok önemi vardı) insanlarla hayat kurmak istediklerinde benim bu yazıma sebep olacaklarını bilmiyorlardı…

O’nun o hali üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen gözümün önünden gitmiyor. Yüzü sapsarı olmuştu, henüz doğum yapmıştı, gözlerindeki yaşama sevinci, zayıflıktan açılmış göz çukurlarında boğulup kaybolmuştu. Kan çanağına dönmüştü beyazı…

“Bebeğimi bana göstermiyorlar!”

Kalabalıktan sıyrılıp tenha bir yere geçince sel gibi aktı göz yaşı.
“O’nu benden saklıyorlar bana göstermiyorlar beni geri gönderecekler!” diyebildi.

Kendimi hiç o kadar çaresiz hissetmemiştim. Karşımda ağlayan çaresiz bir kadın vardı ve ben hiç bir şey yapamıyordum. Evet O bir gurbetçi geliniydi tek şanssızlığı ne oldum delisi cahil insanların eline düşmüş olmasaydı belki de. Çok gençti, güzeldi, hayalleri ve umutlarıyla gelmişti. Yuvası ve çocukları olacaktı… Fakirlikten kurtulmak için belki de ailesini bile görmemeye razı gelmişti. Köy yerinden kapıp kaçarcasına alıp geldikleri bu kızı ailesine “O’na iyi bakacağız, iyi yaşatacağız…” demişlerdi. O’nun fakir ailesine bir umut gelmiş, “Öyle ya Avrupa’ya gelin gidiyor…” diyerek kızı vermişlerdi.

Ne bilebilirlerdi ki çile çekmeye, ömrünce unutamayacağı izler almaya gelmişti aslında. Ne deseler yapıyor azarlanıyor hor görülüyor ama sesini çıkartamıyordu. Çünkü genç ve tecrübesizdi.

Evet, aile birleşimi kanunuyla gelen bu genç kadından eşinin ailesi memnun kalmamış, O’nu geri göndermeye karar vermişlerdi. O erkenden kalkıp bütün evin işini yemeğini yapıyor olmasına rağmen “Deli bu, aklı yok bu kızın. Biz onu yollayacağız!” diyorlardı. Bunu diyen ise ne acıdır ki, kendisi de bir anne olan eşinin annesiydi. O’ne bebeğini hiç göstermeyip, kokusunu dahi almasın istiyordu.

Dokuz ay karnında taşıdığı bebeğini bir kez bile göremedi.

Hükmü verilmiş, bileti alınmıştı. Bir ömür evlat hasretiyle yaşamak ona layık görülmüştü.

Ömrüm boyunca unutmayacağım bir olaya tanık olmuştum. Hala aklıma geldikçe gözlerim dolu dolu yaşarım o olayı. Bu anlattığım sadece bir örnekti. Binlerce gencin hayatı bu şeklide ziyan oldu.

Hem aileler, hem de evlilik için yabancı ülkeye gidecek olan insanlar “kültür farkının, farkına vardıklarında” vazgeçti ama bazıları için çok geçti artık…

Tabii zaman yine haklı çıkıp, yaşatanlara, zulüm edenlere derslerini verdi ama unutulmayacak izleriyle birlikte…

 

4 yorum

  1. Güzel bir konuya değinmişsiniz. Kaleminize sağlık.

    0
  2. Teşekkür ederim…

    0
  3. Geleceği kazanmak uğruna aynı geleceği ipotek ederek, canı, cananı, ana-babayı bırakarak çıkılan bu kader göçlerinden kaybederek ya da borçlanarak dönülmüştür çoğu zaman. Borcu da bir bütün nesil ödemiştir her zaman. Bir anne çocuğuyla ödedi yukarıda hem de kime? Bir önceki neslin annesine.
    Tahribat kayıp korkunç.
    Ezici ve üzücü bir konuydu.

    0
  4. Evet sayın üstadım… Kesinlikle haklısınız. Bir de bu güzel yoruma bir iki satır da ben eklemek istiyorum… Aslında ezici ve üzücü gerçek asırlardır süregelen bir umuttur “Göç”. Hiçbir zaman faydası görülmemiştir. Hep bir şekilde çalmıştır insanlardan; kiminin bebeğini kiminin dinini, kişiliğini, örfünü, adetini. Kısaca benliğini…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>