Kadınlar

KADINLAR

Yüzyıllardan beri kadınlarımıza olan sevgimizi anlatıp durduk. Hiç yılmadan ve usanmadan. Yaşadığımız bugüne kadar geçen zamanda bir gram bile azalmamıştı bu içten içe hayranlık.

Bu özel varlığa karşı ne kelimeler yeterli oldu, ne notalar, ne destan gibi yazılan şiirler, ne de fırça darbeleriyle yaptığımız irili ufaklı resimler. Hatta romanlarda anlattık o tutkulu aşklarımızı, hızımızı alamadık, film karelerinde dillendirdik sevdamızı, hasretimizi.

İlk büyük aşkımız annelerimiz oldu. Süt kokan göğüslerinde bulduk huzuru ve güveni. Tatlı sesiyle söylediği ninnileriyle daldık rüyalara, korkmadık ne devlerden, ne de zalimlerden. Sıcacık eliyle okşadığı başımızı kaldırıp, o şefkat dolu gözlerine bakıp, bizim dünyaya indirilen koruyucu meleğimiz dedik sevinerek.Büyüdük, kendi ayaklarımızın üstünde durduk durmasına da sıkıntı çektiğimiz anlarımızda hep hasretle tekrar koşup sığınmak istedik, o mis kokulu koynuna.

Hayatımızın her anında kadınlarımız tutuyordu elimizden, taşıdığımız her zorlu yükün altından onların yardımıyla kalkıyorduk farkına varmasak ta bazen. Bu kadarla da kalmıyordu o ince ruhlu kadınlar yoktan var ediyordu her şeyi. Hiç çekinmeden koşuyorlardı hayat mücadelesinde yanımızda. Anamız da o kadın, bacımız da o kadın, yarimiz de o kadın, hatta kendi tohumumuzdan dünyaya gelen kızımız da o kadın. Babacığım diye koşup kapıda karşılayan, kendi elleriyle terliğini ayaklarına giydiren o masum kız kimdi? Hep senin gibi bir adamla evlenmek için hayal kuran o değil miydi? İçten içe kıskanırdı annesini, paylaşamazdı biricik babasını.

Ah kadınlarımız, vah kadınlarımız bu dünyada olmazsa olmazlarımız. Ne aşklar yaşanmıştı bu güne kadar dilden dile söylenerek gelen. Çöllerde perişan gezen Mecnun’un kavuşmak için uğraştığı Leyla’sıydı o kadın. Bir avcının tuzağına düşen ve okuyla vurulan ceylandı o kadın. Kınalı keklikti o, dağları aşan, sevdiğine ulaşmak için canını hiçe sayan o kadın… Sarhoş olup da ahu gözlerinde kaybolunan o kadının koynunda ne geceler geçirilmişti aşkla yoğrulan.

Baş tacımız değip, yere göğe sığdıramadığımız kadınlarımızın kıymetini biliyor muyduk gerçekten? Gazetelerde ve televizyon kanallarında boy boy resimlerle katledilen kadınlarımızın ölüm haberlerini alıyoruz durmadan. İri harflerle yazılan manşetlerde yine bir kadın dramı diye başlıklar atılıyor. Yardım istiyor kadın polisten, yardım istiyor devletten ve sonuç koca bir hiç. Kapılar kapanıyordu yüzüne bir bir, tekrar gönderiliyordu kaderine eli boş çaresiz. Çok geçmeden hazin haberle ağıtlar yakılıyordu ardından, kimsenin ruhu duymuyordu.

Kadın olmak onun suçu muydu, bu kadar hayran olduğunuz kadına yaptığınız hak mı? Soruyorum dillerde nağme olan kadın nerede şimdi?

H. Çiğdem Deniz

4 yorum

  1. Bilgelog.com yazarları arasına siz de hoş geldiniz.

    İyi ifade edilmiş, kadınlarımızın değerine ve dramına dem vurmuş bir yazı.

    Türk erkeği kadına üç farklı algı ile yaklaşıyor. Bacı, ana ve cinsel obje… Bu üç algı dışında algısı pek yok. Oysa kadın bireydir, insandır. Bu türlü bakmayı becerebilmek önemlidir.

    Velhasıl her erkekte birden çok kadının izi var…

    Kaleminize sağlık…

    0
  2. Yüreğinize sağlık… Daha ne yüzyıllar geçer anlaşılmak için…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>