Ana Sayfa / Bakış Açısı / KARANLIK YILDIZLAR
Karanlık Yıldızlar

KARANLIK YILDIZLAR

Karanlık benim gözlerimi kapadığımda gördüğüm değil; gözlerimi açık tutmaya ve uyumamaya çalıştığım yer… Kulaklarımda kazma sesleri ile irkilirken aklım, etrafımı göremediğim yer… Şimdi şu yanımdaki adamın ne işi var burada? Benim ne işim var burada? Toprağın metrelerce altında… Oysa yıldızlar ne güzel parlıyordur gökyüzünde. Uzanıp boylu boyunca toprağa, kızıma anlatacakken yıldızları, ne işim var burada?

Kızımın ekmeği var burada, evimin aşı… Kızımın gözlerindeki huzur var burada. Şu kara elmasların içinde arıyorum onların geleceğini. Ama karanlık aklımı eritiyor, acıyorum, nefesim kesiliyor çok zaman. Çarem yok ölmeden toprağın altına girmeliyim her gün. Yaşarken ölmemin karşılığı kızımın gözlerindeki bir anlık sevinç… Yıldızlar diyorum, ne güzel parlıyordur şimdi gökyüzünde, yanıp sönen, fersiz, garip yıldızlar. Kaskımın feneri ile ışıldayan elmaslara bakıyorum; benim gökyüzümde benim yıldızlarıma… Onlar yıldızları rahat rahat izlesin diye belki de daha bir sıkı tutuyorum elimdeki kazmayı. Karanlığı daha bir seviyorum o an. Kara bir ekmeği arıyorum karnını doyurmak için kızımın. Benim yıldızlarım şu fersiz ışıkta ışıldayan kara elmaslar…

Belki ölümün kıyısında; belki ölümün kıyısında arkadaşlarım ama yaşıyorum, yaşıyoruz… Yaşarken toprağın altında kalmayı bir tek biz biliyoruz. Yani diyorum yıldızlar, yani diyorum yaşamak, yani diyorum ekmek…

Şimdi inmeliyim yerin altına; her hangi zamanda öleceğim orada. Arkadaşlarımla birbirimize sarılıp ağlamalıyız, yüzlerimizde karanlık. Karanlık ömürlerimizde iken, yaslamalıyız iyice birbirimize sırtımızı. Beklememeliyiz yaşamak için. Belki yaşamak denen şey bu kadar karanlık…  Daha da karanlık inince madene,  yani bir göçük, yani bir patlama anında, çaresizlik iklimine düşünce kalplerimiz, bekliyoruz bir ışık, bir umut. Dua ile yaşamak istemek… Ölmüş arkadaşlarımızı görmek istememek;  ki yaşayan her madencinin mutlaka  bir gün gördüğü… Zaten karanlığın arkadaşı olmak yani hazır olmak ölmeye… Bir patlama, bir gaz, bir göçük …Yıldızlardan, kızlarımızdan bizi ayıran… Toprağın altında iken ölmek, zaten ölmüşken, her gün ölüyorken…

Bilmezsiniz toprağın altını, bilemezsiniz…

1 yorum

  1. Kim bilebilir ki? Hangimiz düşündük ki? Bu felaketler yaşanmadan önce kim düşündü kara elmas uğruna toprağın altında yaşananları… Düşünmesi gerekenler de düşünmemiş besbelli… Hangi çocuğa, hangi eşe hangi teselli sözcükleriyle yaklaşabiliriz… Her teselli sözcüğü çivi gibi batacak yüreklerine. Akıllarına kazınacak bu yaşananlar. Evine götüreceği iki dilim ekmek ,aş uğruna her gün toprağın altında yaşamak…

    Sizinde söylediğiniz gibi ölmeden toprağın altına girmek ne zordur ancak onlar ve aileleri bilir … Her akşam yolunu gözleyenler bilir… Artık gelmeyecek olanı yine de bekleyenler bilir. Sen, ben ,biz ancak acılarını paylaşabiliriz. Yüreğindeki kor sönmez sadece hafifler ve hafiflediği an da çocuğunun gözüne baktığında yeniden alevlenir.

    Yüreğinize sağlık Hakan Bey, gönlünüze sağlık…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>