Ana Sayfa / Edebiyat / KOLOMBONUN MACERALARI

KOLOMBONUN MACERALARI

Kolombo Kimdir?

Tıp Fakültesini dokuz yılda bitirebildi. Diğer öğrencilerin ajan sanarak tırstıkları Hurşit, sürekli pardösü ile gezer ve saçlarını hiç taramazdı. Çoğu günler hijyen kurallarını hiçe sayardı. Hatta kravatında bir haftalık yemek listesi görülebilirdi.

Girişimci ruhlu ve çözüm odaklı yurdum insanının bolca bulunduğu bir ilçedeki tek sağlık ocağına tayin edilmişti. Her sabah işe, trafikte ters yöne aldırmadan kullandığı yeşil “woswos” u ile gelirdi. O dönemlerde televizyonda “Komiser Columbo” fırtınası esmekteydi. Bir sabah dalgınlıkla pijamasının üstüne giydiği pardösüsüyle gelmişti sağlık ocağına. O günden sonra işyerindeki diğer çalışanlar tarafından Dr. Kolombo olarak anılmaya başlandı.

BÖLÜM I

SOBA FACİASI

SICAK BİR YAZ GÜNÜYDÜ.  Dr. Kolombo o sabah, sağlık ocağının demir kapısından farkında olmadan sol ayağıyla (ki çok dikkat ederdi sağ ayağıyla girmeye) girdi içeriye ve hızla odasına geçti. Sağlık ocağındaki odasında; bir muayene masası, iki sandalye, küçükçe bir çalışma masası, sade bir makam koltuğu ve yaz gelmesine rağmen kaldırtmadığı kömür sobası vardı. Koltuğuna otururken, odasına girmeden önce koridorda gördüğü yaşlı teyzeyi içeriye çağırdı.

Bir gün önce şehre inmiş ve sürekli gittiği özel muayenehanede, dahiliye uzmanına muayene olmuştu yaşlı teyze. Dahiliye uzmanı, romatizması olan teyzeyi tanımış, hal hatır sorarken bir yandan da iyice muayene etmişti. Sonra da, dört kalem ilacın yazılı olduğu reçeteyi uzatarak “Bir sağlık ocağına git ve bu ilaçları sağlık karnene yazdırarak resmiyete çevirt. Böylelikle para ödemezsin ilaçlara.” demişti.

Teyze, ertesi gün erkenden kalkmış ve beline bağladığı kuşağa diktiği naylon cüzdandan çıkardığı beş milyon liralık (o yıllarda sıfırlar atılmamıştı) kırışık banknotu karnenin arasına yerleştirmişti evden çıkmadan önce. Çünkü daha önceden ilaçları yazdırmak için sağlık ocağına gitmiş, doktor ilaçları yazmamıştı. Koridorda çaresizce beklerken “Önceki doktor ilaçlarımı hep yazıyordu. Bu yeni doktor da aksi biri çıktı”  diye söylenirken, çocukluğunu bildiği İsmail Efendiyi görmüş ve ona dert yanmıştı. Adamın, “Karnenin arasına biraz para sıkıştır o zaman ilaçlarını yazar doktor bey” diyerek yol göstermesiyle ilaçlarını, yazdırabilmişti.

Artık ilaç yazdırmanın yolunu iyice bellemiş olduğundan kendinden emin bir şekilde, elindeki reçeteyi doktora uzatırken, “Evladım bu ilaçları yazıver karneye” dedi. Dr. Kolombo, karnenin arasındaki parayı gördü ve hiç sesini çıkarmadan reçetedeki ilaçları karneye aktardı. Karneyi geri verirken “Geçmiş olsun teyze” dedi. Yaşlı kadın “Sağ ol evladım” dedikten sonra ağır adımlarla odadan çıkarken, elinde gizlediği beş milyon lirayı, masanın üstündeki sumen takımının arasına çabukça yerleştiriverdi ve “Sıradaki hasta gelsin” diyerek seslendi.

Öğleye kadar gelen hastaların sağlık karnesinin arasından aldıklarıyla epey para birikmişti. Hatta sağlık ocağındaki çalışanlara, biriken paranın az bir kısmıyla yemek bile ısmarlamıştı. Hep birlikte yemek yerlerken Dr. Kolombo’nun kravatı da o günkü yemekleri mönü listesine almıştı.

Öğleden sonra Sağlık Müdürlüğünden aşı dağıtımı yapmak için dört görevli gelmiş ve doğruca sekreter ve sağlık memurlarının birlikte kullandığı odaya geçmişlerdi. İsmail Efendi karşılamıştı müdürlükten gelenleri. Hemen onlara çay getirmiş ve hürmetini göstermişti. Gelenlerden ikisi aşıların dağıtımıyla görevliydi. Onlara göre daha kıdemli olan üçüncüsü, dairede sıkılacağını düşünerek epey uzak olan ilçeye biraz değişiklik olur bahanesiyle son anda arabaya binmişti. Diğeri de arabayı kullanan orta yaşlı bir şofördü. Sağlık ocağında aşıdan sorumlu arkadaşlarına aşıları teslim ettikten sonra aralarında koyu bir muhabbet başlamıştı. Sabahtan başka ilçeye uğramış, işleri bittikten sonra orada öğle yemeği yemişlerdi.  Buraya gelirken yolda, içlerinden en kıdemli olanı, “İyi ki gelmişim, ben de olmasam aç kalacaktınız. Sağlık memuru arkadaşım olmasaydı hiç yemek ısmarlayan olmayacaktı” diyerek hafiften böbürlenmişti. Şoför bunun üzerine bir fıkra anlatmış ve hep birlikte gülmüşlerdi. İkindi ezanını duyduklarında zamanın geçmiş olduğunun farkına varmışlar ve “Doktor Beyi de görüp öyle gidelim” demişlerdi. Aslında namı diğer Kolombo’nun garip tavırlarını görmek istiyorlar ve bu ilginç adamla inceden alay ederek yolda kendilerine sohbet malzemesi bulmak istiyorlardı içten içe.

Kavurucu sıcakta odasında yine hastalarla  haşır neşirken, kapıyı usulen çalarak içeri giren İsmail Efendi “Sağlık Müdürlüğünden dört kişi geldi Doktor Bey” dedi. Kolombo, “Hayırdır neden gelmişler?” dedi. “Doktorum aşı için gelmişler, başka bir şey için değil!”  diye cevap verirken hafiften yılışık bir ifade takınmıştı İsmail Efendi. Yeni geldiğinde işleyişi güzelce anlatıvermişti de dinlememişti bu doktor. Sonra kendiliğinden ne olduysa anlayıvermişti işlerin nasıl yürüdüğünü…

Odadan yüksekçe bir sesle “Bir hastam daha kaldı. Onu muayene edeyim de sonra bol bol konuşuruz” diye seslendikten sonra son hastasının da alelacele bitirdi işlemlerini. Etrafı bir kez daha kontrol ederek kapının hemen dibinde bekleyen misafirleri içeri buyur etti.

Odadaki sandalyelerin yetmediğini görünce “İsmail Efendi oradan iki sandalye getir hemen misafirlerimiz ayakta kaldı” dedi. Gelenler ayakta beklerken gözleriyle de kravatını inceliyorlardı. Sandalyeler geldiğinde “Çay mı içersiniz soğuk bir şey mi? Aslında kalsanız da sizi akşam bizim kulübe götürsem daha iyi olur. Bir güzel kafaları demlerdik, kalacak mısınız beyler” diye sordu. Fazla kalamayacakları, aşı teslimi için geldikleri ve çay içecekleri cevabını alınca İsmail Efendiye beş çay getirmesini söyledi.

Dr. Kolombo, çaylar içilirken herkese sigara ikram etti. Müdürlükteki işlerin yoğunluğu, yaz ayları olması nedeniyle izine çıkanların çok olduğu ve sıkıntı yaşadıklarını dinledi. Muhabbet koyulaşınca, çaylar yudumlanırken, buraya gelmeden önce gittikleri sağlık ocağındaki doktorun yemek bile ısmarlamadığı, cimri bir adam oluşu gibi dedikodulara eşlik etti gülerek. Birer çay daha içilirken sobanın yanındaki sandalyede oturanlardan ikisi, içtikleri sigaranın külünü sobaya döküyor ve bitince de izmariti iyice söndürmeden sobanın deliğinden içeri atıyorlardı.

Oda duman altı olmuştu. Bu arada sobadan hafifçe duman yayılıyordu. Sobadan çıkan dumanı görmüş ama sesini çıkarmamıştı. Misafirler bir saate yakın oturduktan sonra yüzündeki sıkıntılı ifadeyi görerek fazla muhabbet edemeyeceklerini anlayıp “Doktor Bey sonraki sefere söz, akşama kalırız artık” diyerek güldüler ve müsaade istediler.  Ayrılırlarken sobadan yükselen duman artmıştı.

Görevliler gittikten beş dakika kadar sonra İsmail Efendinin “Uğurlar ola, yine bekleriz efendim” dediğini duyar duymaz “Yandım anaaaammmm su getiriiiinnn!” diye bağırdı ve odasından koşarak çıktı.

İlaçları reçeteye çevirirken para aldığının öğrenilebileceğinden korkarak paniklemiş ve görevlilerin iyice uzaklaşmasını beklemişti. Herkes odadan çıkıp tek başına kalınca da yerinden aceleyle kalkarak, çay bardaklarının dibinde kalan çayları sobaya dökmüş, fakat çoktan alev alan ateşi söndürmemişti.

İsmail Efendi koşarak bir sürahi su getirdi ve sobanın tepesinden döktü. Dr. Kolombo’nun yaz aylarında bir nevi para kasası olarak kullandığı sobanın kapağını açtıklarında, paraların yanıp kül olduğunu gördüler…

Yeni maceralarda buluşmak üzere…

Not: Hikayede geçen kişiler ve olaylar tamamen kurgudur. Gerçek kişi, kurum ya da olaylarla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>