Ana Sayfa / Bakış Açısı / KÖY YANAR, DELİ TARANIR
Köy Yanar Deli Taranır

KÖY YANAR, DELİ TARANIR

Milyon yıldır çoğu insan için tarih, gelmişin geçmişin muhasebesi gibi muamele gördü. Klanlaşmanın, kutuplaşmanın, kavganın, dövüşün, savaşın, olmadık rezilliklerin kılıfı edildi durdu. Neredeyse dünyanın sonu emareleri yaşanır gibiyken, daha hala insanlar eski bohçaları didikleyip, itişip kakış malzemesi yapmanın peşinde. İşin daha vahimi ise, buna da tarih diyor kendince..!

“O şunu yaptı, bu bunu kesti, yok ama o kesmedi öbürü kesti, ee kesti ama sor niye?”, diyenlerden tutun da, hım, sen şuna inanıyorsan, bunu yapmışlardansın, yani o zaman şucusun, e o zaman sen de bucusun zırvalarıyla bugüne kadar geldi. Keşke insanoğlu bu kadar zaman tarihin muhasebesini yıkıcılık mintanına sokup kendi sevdiği müzikle dans ettireceğine, bu enerjisini insan olmanın muhasebesine ayırsaydı diye düşünmekten kendimi alamıyorum. İnsanlar dost aile meclislerinde, kürsülerde, yazdıklarında çizdiklerinde genellikle siyasi, politik ve tarihsel açmaz ve çıkmazları konu ediyorlar. Bu platformlarda dikkat çeken bir diğer detay var ki o da oldukça dikkat çekici ve düşündürücü. O da; birilerinin diğer birilerine ne kadar daha çok kitap okuduğunu, ne kadar da bir diğerinden daha fazla bildiğini göstermeye çalışma çabası. Birinin A dediğine, birilerinin kendince sebeplerden ve kendine göre bir şekilde kör topal edindiklerinden yola çıkıp Z demesi ve üzerine uzun uzun, çoğu mesnetsiz, gereksiz havada tartışmalar yapması. Sonuç vermeyen, fayda sağlamayan bir dolu eylem. Fikir, ses ve bilgi kirliliği yaratan karmaşa ortamında çözüm arıyormuş gibi yapmalar. İşin belki de en vahim tarafı ise, bunlar olurken işkence edilerek, tecavüz edilerek öldürülen, katledilen çocukların haberleri geliyor dalga dalga artarak. Açlıkla, sefaletle boğuşan insanların dramlarına da tanık oluyorlar. Böylesine toplumsal cinnetin ve yozlaşmanın tezahürlerini en ciddisinden yaşayan insanlık, buna çözüm olabilecekleri tartışmak, bulmak ve uygulamak yerine, paraya, siyasete, televizyondaki dizilere, reality show denen saçmalıklara zaman ayırmaya devam ediyor.

E duyunca bir iki ah vah ediyor tabi ama kanalı değiştirip keyfine bakıyor. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” zihniyetini terk etmeyen toplum, sahte duyarlılıklar göstermekten de hiç mi hiç utanmıyor, sıkılmıyor. Traji komik şekilde empati ve öncelik sıralaması yapmak konusunda son derece zayıf olan insanlık, diğer taraftan yaşananlardan dolayı ortaya çıkan olumsuzluklar ve kaostan da şikayet etmeyi de ihmal etmiyor. İnsana insan gibi davranan, çocuğa, hayvana, aça susuza, doğaya vicdan besleyen, hem maddiyatı, hem maneviyatı tüketmeyen, sevgiyle insanca üreten katan, değer yaratan, yardım eden İNSAN olmak konusunu hatırlamıyor bile.

Ortaya çıkan bu resimde, cep, cüzdan stokları, çıkarlar, rant ve libidolar konularına kilitlenmiş olan insanlığın hangi konunun muhasebesini nasıl yapacağını kestirmesi de zor görünüyor. Okuduklarımdan ve birikimlerimden edindiğim bir bilgi vardır; psikoloji biliminde bir hastalığın tedavisi için, önce hastanın hastalığını kabul etmesi koşulu vardır. Sanırım çağımızda insana dair en büyük eksiklik öncelikli olarak bu.

Basit bir tespitle rahatlıkla söylenebilir ki; doğumundan sonra önce ailesi tarafından ve daha sonra da eğitim sistemi ile sosyal sistem tarafından gerekli insani değerlerle donatılmamış bireylerin oluşturduğu topluluklara bu durumda toplum demek zor görünüyor. Bu, olsa olsa nerede yaşadığını, ne yapacağını ve ne yapması gerektiğini bilmeyen şuursuz ve cahil insan yığınlarından başka bir şey oluşturmuyor…

Bu tür yığınlara özetle çöp diyoruz. Üzgünüm, belki son derece karamsar bir yazı ama insanlığa dair son durum bunu fotoğraflamaktadır. Daha aydınlık bir geleceği inşa edecek bilincin uyanması ve harekete geçmesi ümidi ve dileğiyle…

5 yorum

  1. Güzel yazınız için tebrikler sevgili Feyza…Gerçeklerle yüzleşme zamanı…Uykudan uyanma zamanı…Kaleminiz daim olsun.

    0
  2. Bu serzenişler insanlığın var olduğu ilk zamanlardan bu güne kadar şekil değiştirerek ilerleme kaydetmeden, ne yapmalı diyemeden şimdiki zamana kadar ulaşmıştır. Ki çözüm sadece bizleriz, bunu biliyoruz, algılıyoruz ama bir şey yapmadan durma halini seçiyoruz. Bu yazıyı şu yorumu yazdıktan sonra unutacağım belki de ben de. Yoğun bir iş günü yine yoğun derken kendimize, yanımızdaki yönümüzdekine sadece hı hı, evet,tabi haklısın diyerek geçiştirme çabalarımız devam edecek. Günü bitirme halini yaşarken, geleceği erteliyoruz…

    Emeğinize sağlık, kaleminiz daim olsun. Hoş geldiniz ;)

    0
  3. selam feyza hanım, yazınız güzel ve günümüzün dünyasına iyi bir değinme. elbette gelişen dünya da toplumcu tüm düşüncelerin bastırılması adına birey ve bireycilik kavramı yoğun bir biçimde aşılanmaktadır. dolayısıyla insanlar günlük yaşamın kaygıları ile başbaşa bıraklılıp, tek varlığın kendisi ve yaratttığı dünyası ile sınırlı kaldığı izlenimi vermektedir. dolayısıyla birey sistem ortasına kendisi yerleştirip diğerlerini etrafındaki yörüngelere oturtarak garip bir haz duymaktadır. tabi bunu yazan bende buna dahilim :) işte bu haz tüm diğer davranışları da beraberinde getiriyor sanırım. ne diğer insanlara ne de varlıklara saygıyı bir kenara bırakıyoruz. sadece her şeyi ama herşeyi tüketen insanlar olarak yaşamaya başlıyoruz. sonra da birkaç dakikalık bir habere üzülüp, dizimizi izlerken ne yesem derdine düşüyoruz. elbetteki bireysellik bu değil ama dünyanın geleceğinde var olması istenen insan modeline uygun davranışlar hepimizin içine yerleşmiş durumda zaten. birkaç nesil sonra -çok iyimser oldu belki de şu an- kendi kanımızdan insanlara bile duyarsız kalıp, o çekirdek aile kavramı bile yitirilecektir. umarım olmaz demeyi çok isterdim. görüşmek dileğiyle :)

    0
  4. Feyza Hanım, değerli yazınızı memnuniyetle ve keyifle okudum. Hatalarımızın bam teline dokunmuşsunuz. Kaleminiz daim olsun.

    0
  5. Özellikle son dönemlerde insanımız rahata alıştı yada alıştırıldı. Kendisini kapitalizmin süslü pırıl pırıl dünyasına kaptırdı. Onu etkileyen, üzen sadece maddi anlamda kayıpları olmuştur.Milli ve manevi dünyasını bir noktada sıfırlamış durumda. İnsanı insan yapan bir çok değerlerden uzaklaşmış. Düşünme, vicdan, vefa , merhamet, şefkat… gibi erdemleri geri plana atmış. Bana değmeyen yılan bin yaşasın felsefesinde. Sadece egosunu ön plana çıkaran bencilliği öne çıkaran bir konuma gelmiş durumda. Kendini toparlamalı, düşünmeli, eğitmeli, bilinçlenmeli aksi halde belki de çok daha kötü günlere gebe kalabilecek duruma gelmemiz kaçınılmaz olacaktır. Etkileyici gerçekçi bir anlatım. Emeğinize sağlıklar diliyorum.
    Sevgiyle ve mutlu kalın.

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>