Ana Sayfa / Edebiyat / NECİP FAZIL
Necip Fazıl Kısakürek

NECİP FAZIL

Ortaokul-lise dönemlerimdi ilk okuduğum şiirler… Mehmet Akif ve Necip Fazıl ile hızlı bir giriş yapmıştım… Hoş çok da anlayarak okuduğum söylenemezdi. Sert/tokat gibi mısraları bağıra bağıra okumak içimi ürpertir/adrenalin enflasyonu yaşardım. Bu bir bakıma da hoşuma giderdi…

“Kaldırımlar”, “Çile”, “Zindandan Mehmed’e Mektup”, “Kafiye”, “Bekleyen-Beklenen” vs şiirler… Beş – altı okudum ve “Necip Necip!” diye ağzım açık dolandım. Birçoğunu da ezberledim.

“Şiirin, bağırarak okunan, mısraların slogan gibi kükretilmesi gereken bir şey” olduğunu zannederdim. Zamanla, “Edip Cansever’i”, “Cemal Süreya’yı”, “Behçet Necatigil’i”, “Robert Frost’u”, “Arthur Rimbaud’u”, “Charles Baudelaire’i” ve daha nice şairleri keşfettim.

Okudukça, “şiirin aslında böğürmek olmadığını; suskunluğunun uyuttuğu, çağırışının uykudan uyandırdığı derin bir davet olduğunu” anladım. Şiir, Necip Fazıl değildi. “Necip Fazıl, yaşadığı dönemle ilgili ciddi bunalımlar yaşayan, sıkıntılı bir hayatsızdı”. Hep ölümü arzulayan -ki psikanalist yaklaşım bunu “anne karnını özleyiş” olarak da yorumlamış- hayatı ve dünyayı bir türlü kabul edememiş, bunalımlı bir şairdi. “Necip Fazıl aslında bir mizaç şairiydi”. İçindeki buhranları fikir deryasına dönüştürme arzusuyla, onlardan kurtulma ve kendini soyutlama “çilesi” yaşamıştı…

Necip Fazıl, Osmanlının çöküşünü hazmedememiş, yaşadığı dönemi “ahir zaman” olarak bilmiş, geleceğe ziyadesiyle pesimist ve umutsuz bakmıştır.

Bu (u)mutsuzluğu ise şiire, ölüm arzusunun ve karanlığın kesif bir dille anlatılmasına sebebiyet vermiştir. Gençliği bitmiş, aile hayatı sönmüş Necip Fazıl, mahvolmuş bir nesil olarak gördüğü cumhuriyet rejiminin gençlerine didaktik söylemler bırakarak, objektifliğini umutsuzluğunda yitirmiştir.

Necip Fazıl’ın bana itici gelen özelliği; buhranlarını, şiire fikriyat olarak yansıtması ve geleceğe umutsuz ve karanlık bakmasıdır. Şiiri çok fazla ideolojiyle boğmuş kanımca. Bunun yanında şiirlerini okurken bir hazır ola geçiş hissiyatı uyandıran anlam haykırışı, serbest şiirlerdeki rahatlığı ve sadeliği özletir bana.

Necip Fazıl, şiirinde, divan edebiyatının unsurlarını estetik bir şekilde kullanarak zirveye çıkmıştır. O bir kafiye virtüözüdür. Mısraları -kendi başına dahi- gözde kuvvetli bir manzara oluşturabilecek güçtedir. Aliterasyonlarla mısralarına musiki rüzgarı da estirmiştir. Şiirdeki şekil zenginliği tartışılmaz güçtedir. Ve fakat yeniliklere açık olmaması ve objektifliğini kaybedip, didaktik olma kaygısı, şiirine karamsarlık ve umutsuzluk şeklinde sirayet eder.

Oysa ne kıyamet koptu, ne Türk gençliği perişan!  “Bu nokta biraz muallakta tabi!”  ne de cumhuriyet düzeni, Türkiye’yi batırdı vs…

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>