Ana Sayfa / Bakış Açısı / ÖLÇÜSÜZ BİR KEDERİN İNSANLARI

ÖLÇÜSÜZ BİR KEDERİN İNSANLARI

Yolcular kendi aralarında koyu bir sohbete dalmışlar yüksek sesle konuşuyorlardı. Otobüs muavininin ikazlarına rağmen bu davranıştan vazgeçmemişlerdi. Hararetli konuşmalarında önemsedikleri anılarını yol arkadaşlarına anlatıyorlardı. Giyimlerinden orta gelirli olduklarını anlamak zor değildi.  Kimisi koltuğunda yan dönmüş diğer koltuktaki yolcu ile sohbet ediyor, kimisi de yanındakiyle. Sohbet koyulaştıkça sigaranın biri söndürülüp diğeri yakılıyordu. Kesif sigara dumanı ve kokusu otobüsün içinde nefes almayı zorlaştırmıştı. Birinin konuşması diğerine karışıyordu. Bu kargaşa da kimin ne dediğini, ne anlattığını kestirmek için kulak kabartmak gerekiyordu. Anlayabildiğim kadarıyla çoğu kendi yaşamından, yaptıklarından ve yapacaklarından dilinin döndüğünce yol arkadaşına bir şeyler anlatıyordu.  Yüzlerinde gurbetin olgunlaştırdığı derin çizgilerin izi vardı. Yoksulluk ve yoksunluk batağından kurtulmak için bin bir umutlarla baba ocağının terk edilip gidildiği gurbet. Yalnızlık kokuyordu sohbetlerde. Sesler ve seslerin getirdiği yalnızlıklar. Gürültücü kalabalıkta daha da belirginleşen yalnızlıklar.

Hep düşünmüşümdür; insanları bu denli gurbete mahkum eden nedenler neydi? Yaşam şartlarının değişmesi ve daha iyi bir ortamda yaşama isteği miydi? Yoksa bulundukları çevreden uzaklaşma isteği mi? Konuşmalardan anlaşıldığı kadarıyla daha iyi bir ortamda yaşamak, iş olanaklarının daha fazla olduğu yerlerde bir işe girerek çalışmak cazip gelmişti ve çoğunu baba ocağından çekip almıştı bu nedenle gurbet. Doğrusu da bu olmalıydı ki gurbete giden bir daha baba ocağına dönmüyordu. Lakin gurbetin acısı da, sıla özlemi de yürekleri dağlıyordu. Gurbete gidenlerin gittikleri yerlerde memnun oldukları da söylenemezdi. Çünkü, acı ve çilenin olgunlaştırdığı avurtlar çökmüş, yüzlerin rengi solmuştu. Bir söyleyip bin ah işitiyordun bu nedenlerle gurbette olanlarda. İki dağ kütlesi arasında göz alabildiğine uzanan geniş ovada uzanan yolda hızla giden otobüs gurbetten baba ocağına kavuşmanın telaşında olanların sesleri ile çınlıyordu.

Kalabalık bir ortamda yalnızlık duygusunun zihinlere gelip yerleşmesi. Mecazi anlamda düşünülse de aslında bir gerçeğin göz pınarlarından dışa vurumudur. O gerçeği dil saklasa da bakışlar saklayamıyor. Umutsuzluk ve yoksulluk çizgisinde  en ufak bir sapma olmuyor gurbette de. Bu nedenledir ki insanlar konuşurken gözleri acı bir gülümsemenin başlangıcında duruyor. Anlatılanlara kulak kabartıyorum. Şehrin kalabalık pazarlarından, varoşları kendilerine mekan bellemiş olanların pek uğramadığı alışveriş merkezlerinden, ana caddelerde çift egzozlu arabaların kulakları sağır edercesine çıkardığı iç gıcıklayıcı homurtulardan, omuzunda ceketleri ile külhanbeyi tavırlı şakır şakır tespih çeken zengin takımının değişmez mekanı gece kulüplerinden, yoksulun vazgeçmediği birahanelerden, lokantalardan, seyyar satıcılardan, işsizlik kahvelerinden, amele pazarlarından, sigortasız çalışan işçilerden bahseden; yaşadıklarını ya da yaşamak istediklerini hararetle anlatırken sigarasından çektiği dumanı hoyratça dudaklarının arasından bir çırpıda üfüren yolcuların durumuna şaşırıyor insan.

Yanımda otuz – otuz beş yaşlarında, donuk bakışlı, avurtları çökük, favorileri oldukça uzun, saçları kısa kesilmiş biri oturuyordu. Yolculuğumuz boyunca pek konuştuğumuz söylenemezdi. Nedense adamdan uzak durmam gerektiğini düşünmüştüm. Bakışları ürkütücüydü. Ağzını eğerek alaycı konuşuyordu. Belki karakteri böyleydi belki de bilerek yapıyordu. Çevresindeki insanları umursamaz bir tavır içerisindeydi. Sorumsuz, umursamaz ve çevresini önemsemeyen insanlardan her zaman uzak durmam gerektiğini düşünmüştüm. Bu davranışı gösterenlerin içten pazarlıklı olduklarını hissediyordum. Kendinden başkasını sevmezlerdi. Çıkarcı bir anlayışları vardı.  Güçlüden yanından ayrılmazlardı. Çok konuşan, bir dediği diğerini tutmayan, yalanı gerçekmiş gibi anlatan, kısık gözleriyle etrafı sinsice izleyen karakterlerinden hoşlanmamıştım. Lakin bu tipler son zamanlarda epeyce artmıştı. Parklarda ve kalabalık yerlerde bunlarla sık karşılaşılır olmuştu…

4 yorum

  1. Bir önceki yazınızda unutmuşum, hoş geldiniz …

    Gurbete mahkum eden şey bence yaşam standartlarını daha iyi bir düzeye taşımak isteğidir, mecburiyetlerdir…

    Kaleminize sağlık…

    0
  2. Kaleminize ve yüreğinize sağlık çok güzel..

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>