Sira

Şi’ra

Günün sonuna gelmişti, süresiz başlayan zaman var gücüyle geçiyor ve onun her anını harcıyordu çabucak. Zaman, kum gibi akıyordu gökyüzünden. Yapacak bir şeyler, bir uğraş aradı. Boş ve öldürücü geçen zaman, ona bir şekilde hatırlatıyordu kendini.

Hava siyah perdesini çekmişti, evlerinin yolunu tutmalarını ister gibi. Küçümseyen gözlerle insanların dağılışını izledi. Bir toz parçası kadardılar hepsi, en ufak bir hareketlilikte dağılırlar ya da bütün olurlardı zora gelince.

Onlardan farklıydı ve sakınırdı görünmekten, sanki her an yakalanacakmış gibi. Her an birilerinin elinde kalıp ışığı sönecekmiş gibi… Değerliydi öyle yaratılmıştı, biliyordu oradan. Mücadeleci yaşamları zavallıcaydı. Amaçları da biçare idi.

Evden dışarı çok hızlı adımlarla çıkmıştı. Acelesi var gibi, koşar adımlarla, kaçarcasına… Merdiven den basamaklara hiç basmıyor gibi indi, savrulur gibi. Sokağa açılan kapıda, nefes alması gerektiğini  hatırladı; soluk soluğa kalmıştı. İstediği sadece nefes almaktı.

Ara sokaklarda kalabalığın arasından sıyrıldı. Yürüyüşü bile aceleydi, bir yere yetişecek gibi, fakat yetişmek istediği sadece biraz nefes. Nefese ulaşmak masraflıydı biraz:

İçinin derinliklerine dalmış, dalgıçlık hünerlerini sonuna kadar kullanmış ve tüm zorluklara rağmen su altına çakılmış eski korsan gemisinde; unutulmuş incilerden birkaçını alabilmişti. İçine çektiği her hava inci kadar değerliydi. Toplamayı bitirdiği incilerini avuçlarından taşırmamak için sıkı sıkı kapadı. Yoluna çıkan ilk bankta soluklandı, dinlenmek istedi biraz daha. Zorlu bir mücadeleden çıkmıştı az önce dinlenmek hakkıydı. İncilerini unutup etrafına bakındı başını az kaldırıp, yabancı değildi kimse, herkes tanıdıktı; hep aynı manzara diyebildi içinden. Büyük bir park burası. Hemen köşede toparlanıp gitmek üzere olan seyyar satıcılar var. Boş kalan çocuk salıncakları ve yağmurla sevişmiş toprak kokusu. Bunları da fark etmişti. İki kişilik savaş sonrası yayılan huzurlu kokuydu bu. Avuçlarındaki incilerini, paltosunun ceplerine bıraktı. Eli biraz daha oyalandı cebinde, sigara paketini kavradığında sonraki ihtiyacına ulaşmış olmanın sevincini yaşadı. Tek eksiği azıcık ateş. Ateşin kaynağı karşısında duruyordu, erinmeden ıslak toprağın üzerinden geçti, kısa topuklu ayakkabıları çamurların arasına gömülüyordu yürürken; “ziyanı yok” diye geçirdi içinden. Simitlerini toplamış gitmek üzere olan delikanlıyla göz göze geldi.

“Ateşin var mı?” parmakları arasındakini işaret ederek.

Delikanlı, çakmağını uzatırken hızla kaptı elinden. Centilmenliğe ne gerek vardı ki, hemencecik yakıp geri verecekti çakmağı. Zaten ateşin ucuna sigarasını tutamazdı, nedenini hatırlamıyordu fakat çok eski bir hikaye olduğunu biliyordu.

Kahretsin !..

Saçlarını geriye savurdu genç kadın, ağzından çıkardığı ahenkli dumanlara aldırış etmeden.  Delikanlının bakışları üzerindeydi, onun boyalı nemli dudaklarına bakıyordu. Muhtemelen, yakarken kendi kuru dudaklarına yapışmıştı sigara, acıyınca da benimkilerin ne durumda olduğunu görmek istedi. Gülümsedi, tehlikeli olmadığını Tanrı misafiri olduğunu göstermek istiyordu. O bunu düşünürken kuru dudaklı adam hayretle kadına bakıyordu.

Çok doğal görünüyor, az önce ağzıma aldığım sigarayı aldı içiyor…

Kızı uzaktan seyrederken az önce gitmek üzere olduğunu hatırladı. Eski yerine, banka geçmişti kız. Kızın dumanlar içinde kalan kahkülünü seçebiliyordu. Az önce kahkülleriyle oynamıştı, hoşlandı benden.

Duygularına biçilen beden ağır gelmişti ona, hepsinden birer birer kurtulmalıydı.İsyansa isyan. İçi boş bir bedenden farkı yoktu şu anki halinin. Yeniden var olmalı, parlamalıydı. Karşı çıkmalıydı sözde düzene. Dünyayı ele geçirecek ve tüm insanlığı güzelliğine, ışığına taptıracak gücü vardı.

Sigarasını söndürdükten sonra ceplerini yokladı, aynı anda ayağa kalktı ve tekrar başladı koşturmaya. Acelesi var gibi, koşar adımlarla, kaçarcasına… Saçları havalandıkça güçlü hissediyordu kendini, yeniden var olacağına inanıyordu…

İncilerini yoklayan elleri hala ceplerindeydi giderken, nefeslerini saklıyordu ceplerinde.

 

Özdür

1 yorum

  1. Zaman geçiyor, yakalayamıyoruz,tutamıyoruz ucundan… Zaman içinde yaşananlar değer katıyor hayata, inciler gibi nefeslerimiz… Değerli, değene tüketmeli incileri… Ancak ne yazık ki anlayamıyorsun uzaktan bakınca, kime değer nefesin kime değmez…. Öyle geçip gidiyor işte rüzgar gibi… Emeğinize sağlık, keyifle okudum…

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>