Ana Sayfa / Edebiyat / Anı / Tom Miks ve Ben
tommiks ve ben

Tom Miks ve Ben

Ah kitaplar siz yok musunuz?

Hala aklımdadır sizlerle ilk tanışmam dün gibi. Bir kitap hayatınızı değiştirir mi gerçekten? Hayata nasıl baktığınıza bağlı tabi ki bunun cevabı. Ancak benimkini değiştirdi. Maddesel olarak değil belki ama, düşünsel anlamda bir ya da birkaç kitap belki de algılayışımdaki kapıları farklı noktalara yönlendirdi. Ama durun açıklama yapmayayım da anlatayım en iyisi.

Ankara’nın mevsimi tuhaftır biraz, hep bir durgunluk bir bekleme hali vardır gökyüzünde. Öyle güneşli gibi gelir de size, siz Ankaralı iseniz bilirsiniz O’ndaki melankoliyi. Yine bir Ankara sonbaharıydı. Ben belki on, belki on iki yaşlarındaydım. O ayaz yanaklarımı allaştırmışsa da, sırtımdaki o garip çanta denen şey tüm ağırlığını üzerine vermişse de, ben yine kah bir ağacın üzerinde ki karıncaları izlerken, kah elimde bir cam parçası sarı bir gazeteyi tutuştururken O’nu görmüştüm. Evet O’nu, öylece bir çöpün kenarında torbadan bir köşesiyle bana bakıyordu. Ne kadar bakıştığımızı hatırlamıyorum ama biraz uzun sürmüştü. Ne yapmalıydım? Ne ağır çantamı hissediyordum ne de ayazı. Annem aklımdaydı. Evet annem. Neden mi? Gayet basit “temiz çocuklar asla çöpe dokunmazlar, tabi sokak kedileri köpekler, böcekler ve bunun gibi bir sürü güzel şeye de…” Ah toplum sen ve senin kuralların nasıl da küçücük bir kalbi yakar böyle. O anki durumumu anlatabilecek hiçbir kelime yazılmadı daha. En sonunda yenik düştüm tabi. Çevremi kontrol ede ede çöpe yaklaşıyordum. Her adımda kalp atışlarımı duyabiliyordum. Ankara ayazında insan terler mi hiç? Terlermiş. En sonunda ona yaklaşmıştım. İşte ayaklarımın ucundaydı. Yavaşça ona dokundum, yumuşak gibiydi. Hafif bir hışırtı sesi de çıkarmıştı. Hafif ama düşen sonbahar yapraklarının avuçlarımın arasında ezilişi gibi. Sırtımda çantam, ellerim boynuma asılı beslenme çantamın üzerinde ve gözlerim yerde O’na bakıyordum. O da bana. “Hadi alsana beni” diyen bakışları üzerimde gözlerimi kör edercesine geziniyordu. “Elbette alacağım seni” dedim az duyulur çocuk çığlığımla. Ama nasıl? Gelenler geçenlerden ya birisi görür de anneme söylerse ben ne yaparım? Tabi sen bilmezsin ki anne demek ne demek, terlik ne demek. Paltomun yakasını açtığımda sonbahar gökyüzünde rüzgarla dans ettiriyordu yaprakları.

“Hadi al artık beni.”, dedi yine. “Ya çöp arabası gelirse beni alır gider. O zaman ne yapacaksın?”, dedi kısık bir sesle. “Sus lütfen ya birisi görür de anneme söylerse?”, dedim ya O bilmez ki tabi. “Dur bekle biraz daha!”, dedim göz kırparak. Ah, o sessizlik bir anda çökmüştü. Kimseler yoktu, kuşlar susmuş, rüzgar durmuştu. Bulutların arasından bir ışık demeti sanki yüzüme çarpıyordu. Hani çok üşürsünüz de bir an güneş çarpar yüzünüze şöyle bir ısınır, derin bir nefes çekersiniz içinize güneşle dolsun diye. İşte o anda güneşi de nefesi de çekip onu alıp koşmaya başladım. Ellerimin arasındaydı dünya sanki, sıcacık, neşeli. İkimiz de kahkahalar atıyorduk sanki. En çok da O. Neden sevinmişti bu kadar anlamamıştım. Gökte tek bulut havada en ufak bir esinti yoktu. O gün sevdim zaten serçelerin sesini. Sanki üzerimde çizgi filmlerdeki gibi, evet evet tıpkı oradakiler gibi uçuyorlardı. Koşmuyordum sanki uçuyordum. “Senin arkadaşların mı bunlar?”, içten bir kahkaha attı. “Herkes benim arkadaşım, ben de onların. Ben onları anlatırım, o yüzden bizimleler. Bakma sen çöpte olduğuma, bazen olur böyle. Sen durma koş, koş da sakin bir yere oturalım. O zaman bak ne anlatacağım sana. Teşekkür ederim sana.” “Ne için seni aldığım için mi?” ” Hayır ben seni aldım, teşekkürüm bana sıkı sıkı sarıldığın için” dedi gülümseyerek.

Ne kadar koştum bilmiyorum. Hep gittiğim bir parkın ağaçlardan geçilmeyen ıssız bir yerinde sığınağım vardı. Benden başka kimse bilmezdi, kimse de giremezdi zaten o aralıktan. Yavaşça süzüldüm içeri. O da ellerimin arasında sıkıca sarılmıştı bana. İçerideki taşımın üzerine oturdum. Alnımda terler birikmişti. O ise elimdeydi. Birbirimize baktık. İki elimin arasına aldım onu. Burnuma götürdüm, sarı rengi çok yakışıyordu O’na, ya kokusuna ne demeli yaprakları anımsatıyordu. “Hadi ne duruyorsun? ” dedi. Şöyle bir baktım. Heyecanla ve yeni öğrendiklerimi aklımda bulmaya çalışarak;

-t-o-m-m-i-k-s ne demek bu?

-Şişt sadece devam et içeride ne var bir baksana, neler anlatacağım sana.

Yavaşça açmıştım onu. Nefesimi tutmuş okuyordum. Ne kadar sürdü bilmiyorum. Kah soluğumu tutmuş ne olacak diye beklerken kah gülmemek için elimi ağzıma götürüyordum. Yer yer korkup sığınağımın etrafında kimse var mı diye dinliyordum.

-Beğendin mi?

-Çok güzeldi, kim bu Tom Miks? diye sordum ama cevap alamadım.

-Ne oldu konuşmayacak mısın benimle?

-Belki ara sıra ama benim söyleyeceklerim bu kadar ama korkma benden çok var, görüşürüz, dedi. Soğuğu şimdi hissetmiştim. Sığınağımdan çıkmış etrafıma bakınıyordum. Binbir surat her yerden çıkabilirdi, Doktor’la Konyakçı da görünürlerde yoktu. Etrafımı kolaçan edip ellerimi silahıma götürdüm. Atıma atlayarak –ki atım oradan aldığım bir dal parçasıydı- seslendim;

-Hadi oğlum kaleye gitmeliyiz, etraf tekin değil, diyerek var gücüyle koşturdum atımı.

Ne hızlı atım vardı benim! Uçarcasına varmıştık eve. Kapıya geldiğimde atımı kenara bırakmış. Etrafıma bakınıp kimseyi görmeyince kapıyı kapatmıştım usulca.

-Okuldan çıkınca sana direk eve gel demedim mi?, diyen annem çantamı ve önlüğümü çıkartırken hala çatık kaşlarımla kıstığım gözlerim arasından etrafı süzüyordum. Kaleye de sızmış olabilirlerdi. Burada korumam gereken çocuklar ve kadınlar vardı. Çocuklardan biri yanıma yaklaştı.

-Ağabey top oynayalım mı?

-Tamam evlat, önce güvenliği sağlayalım sonra tamam mı?, diyerek başını okşadım onun.

-Acıktın mı oğlum?

-Hayır anne, ama bir bardak süt iyi olurdu. Gelirken terledim de biraz, diyerek pencerenin kenarından etrafı süzdüm. Gülen kimse yoktu. Hele bir olsaydı o zaman silahımı ne kadar hızlı çektiğimi görürdü.

-Sen süt mü içeceksin? dedi kardeşim kocaman gözlerle bana bakarak.

-Evet kahramanlar süt içer, dedim O’na gülümseyerek.

-Bende, diyen kardeşim zıplarken ben çantamdaki arkadaşımı düşünüyordum. Daha neler var acaba derken dolabımda ne kadar param olduğunu hesaplıyordum.

İşte o gün bugündür düşmez elimden kitap. Hayatım mı? Tabii ki değişti. Hala hayal kurabiliyorum, hala yaşayabiliyorum umutla. Çünkü daha okunacak çok kitap, sevgiliye adanacak şiir ve izlenecek çok ama çok şey var bu dünya da. Sadece beni, bizi bekliyorlar…

 

5 yorum

  1. Heyecanla, nefes nefese okudum kitapla tanışma öyküsünü. Sevgin bitmesin kalemin daim olsun.

    0
  2. Çok güzel, sıcacık bir hikaye… Çok güzel bir anlatım…

    Evet kitaplar, bizi bizden öteye, bizden derine taşıyan kitaplar… Başka hayatlar, başka dünyalar içinde kendimizi, hayatı anladığımız sihirli cümleleri barındıran koskoca bir evren… Onlarsız bir hayat düşünemiyorum bile…

    Yazınızı kendi sayfalarımda paylaşmak istedim, keşke adınızı yazsaydınız altına :(

    Mürekkebiniz daim olsun kutsaltoprak…

    0
    • selamlar
      yazımı okuyup beğenen herkese teşekkür ederim.
      sayın yasemin hanım adım kenan çetinkaya, yazımı paylaşacak değerde gördüğünüz için çok teşekkür ederim. elbette ki paylaşabilirsiniz. hatta bu beni çok mutlu eder. tekrar teşekkür ederim.

      0
  3. Bir kitap hayatınızı değiştirir mi? Evet.

    Yazınızı okuyunca ilk edindiğim kitap aklıma geldi. Hatta sitemizde de paylaşmıştım.
    http://www.bilgelog.com/akilli-ampul/

    Mücadele ederek sahip olduğum, hayatımı değiştiren o kitabı defalarca okudum, ezberledim. Bende çok olumlu bir etki bıraktı. Bilime önem vermemi sağladı. Hatta fizik dalında ödül almamı bile ona borçluyum.

    Çizgi romanlara gelince, Mandrake, Kızıl Maske favorilerim arasındaydı. Çocuk dünyamızda kurduğumuz hayaller o kitaplarda anlam buldu.

    Yazıyı sosyal ağlarda paylaşırken isim yazamamış olma eksikliğini bende hissettim. Anlatımınız Yasemin Pforr’un da dediği gibi sıcacık ve güzeldi.

    Kaleminiz hiç eksilmesin…

    0
  4. Yüzüme bir gülümseme yapıştı ilk cümlelerde ve beni bırakmadı yazı bitene kadar. Tam da şu cümlede gülümseme haddini aştı ”Tabi sen bilmezsin ki anne demek ne demek, terlik ne demek. ”

    Ne okurduk ama değil mi? Zagor ,kanyakçı vardı bir de zagor da :))) kaptan Swing miydi tam olarak hatırlayamıyorum , kızıl maske gibi … Acaba onlar mı sevdirdi bize okumayı? Bazen ders kitaplarının arasına karışırlardı, ders çalışıyormuş gibi görünürdük ama Annem hep yakalardı…

    Okumak vazgeçilmez bir tutku, tadına varırsan lezzetini alırsan kopamazsın değil mi? Hepsi ayrı bir dünya, birçok dünyam var benim onlarla çevrili.

    Çocuk ruhumuz hep yaşasın. Ne iyi ettiniz, hala gülümsüyorum yorumu yazarken, eski günler geldi aklıma…Çok hoş bir tat kaldı hikayenizle aklımda. Kaleminize sağlık ”kutsal toprak” iyi ki gelmişsiniz,ne iyi etmişsiniz ve hoş gelmişsiniz :))

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>