Yaşam

YAŞAM

Herkesin hayatında dönem dönem bunalım, tıp diliyle depresyon geçirdiği zamanlar olmuştur. Bu dönemlerde her şey anlamını yitirir. Hiçbir şey yapmak istemezsiniz, belki de tek yapmak istediğiniz bir bitki gibi öylece durup rüzgârın sizi tatlı tatlı dalgalandırmasına izin vermektir. En iyi yapabildiğiniz budur çünkü, kendinizi serbest bırakmak… Akışın hedefi olmayınca, akışa bırakmak…

Hedef nedir ki zaten? Kendinize koyduğunuz sadece bir sınırlama,  ulaşmak istenilen noktaya doğru… Peki, bu yolda karşınıza çıkabilecek başka şeyleri göz ardı etmek olmuyor mu? Hatta yolu unutmak olmuyor mu?  Bırak akış kendi hedefini oluştursun, kendi yolunu bulsun, sadece uyumlu olman yeterli. Dereler elbet okyanusa akar sonunda…

Akışa bırakmak, umut ve hayalleri bir kenara koyup yenisini üretmeden günü birlik yaşamak belki… Bu gün de yaşadığını hissetmek iyi gelen  şey. Daha da bölersek bu anı yaşamak belki de… Her ne kadar hayaller sizin ileriye yönelik yaşama planınızı oluşturmuş olsa da, gün gelir ulaştığınızda veya ulaşamadığınızda anlamını yitirir. Ya peki yarın öleceksem! Uzun vadede yaptığınız her plan anlamsız olacak değil mi? Peki bu anlamsızlığın içinde debelenmiyor muyuz?

Hiçbir şeye sahip olamayacağımızı bilerek, sahiplik oyunu oynamıyor muyuz?  Hatta utanmadan sahipliklerimizin tasdikini istemiyor muyuz? Daha çok emin olmak adına gösteriş yapmıyor muyuz? İster maddi, ister manevi fark etmez.

Oysaki sahip olduğumuz hiçbir şey yokken; zaman bütün sahipliklere sahip çıkıyorken… Belki de tek sahip olduğumuzu göz ardı ediyoruz. Ruhumuzu! Ne diyor, ne yapmak istiyor, dinliyor musunuz?

Belki bir erkek vücudunda kadın, bir kadın vücudunda erkek rolü oynamak istiyor; belki tüm ön yargılara yargısız olmak istiyor; belki doya doya gülmek, yaşına bakmadan çocuk olmak istiyor… Açalım ruhumuzun odalarının kapılarını,  kim bilir daha ne kadar uçmak istiyor?

Bu uçuş, tüm evrenle sizin aranızdaki etkileşim, hiçbir şeye bağlı olmadığından hiç kimsenin de tekelinde değil. O kadar çok bastırmaya alışmışız ki, serbest bırakmak bile korkutucu geliyor. Ya ipin ucundan çekemezsem,  ya kaçarsa? İp sizin hayaliniz, sadece kanatlarınız olduğunu unuttunuz!

6 yorum

  1. Biz ne kadar hedef koyarsak koyalım, her şey olması gerektiği gibi oluyor… Hayatı akışa bırakmayı dört sene önce öğrendim ve huzuru ancak o zaman yakaladım. Şaşırtıcı bir şekilde, beklenmedik kapılar açıldı önüme…
    Yaşam iplerini serdi önüme…Ben sadece o iplere tutunmayı öğrendim..

    Güzel bir yazı… Yazması yapmasından kolay da olsa dilerim herkes bu yazdıklarınızı yapabilir bir gün, çok geç olmadan…

    Mürekkebiniz hiç kurumasın sevgili Moonstruck… Video’da çok güzel, seçim için tebrikler :)

    0
  2. Yazınız aklıma Can Yücel’in dizelerini getirdi…” Bağlanmayacaksın” En çok da şu dizeleri severim;

    İllede bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle yerleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin,
    Güneşi,ay’ı ,yıldızları,
    Mesela kuzey yıldızını,senin yıldızın olacak,O benim diyeceksin.
    Mutlaka bir şeylerin sana ait olmasını istiyorsan,
    Mesela Gökkuşağı…….Diye akıyor dizeler : )

    Evet akışına bırakmak gerek hayatı, tek düze, öylesine değil ama önemseyerek değil mi?

    Sabah kahvesi eşliğinde harika gitti bu yazı :)) Teşekkürler MoonStruck .

    Emeğinize , kaleminize sağlık ….

    0
  3. Güzel yorumlarınız için teşekkürler…

    0
  4. Akışa kendini bırakmak özgürlüktür… Çok güzel bir yazı olmuş, ellerine sağlık.

    0
  5. Tanzer Gezer teşekkürler, siz de çok güzel söylemişsiniz, Akışa bırakmak özgürlüktür ne güzel bir tanım olmuş…

    0

MoonStruck için cevap yazın. Çık

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>