Ana Sayfa / Bakış Açısı / Yolculuk Biter mi?
uşak-öğretmenevi-lokal

Yolculuk Biter mi?

İçilen sigara dumanı gözlerimi acıtmaya başlamıştı. Gece verilen mola sırasında otobüsün kapıları açık bırakılmış ayakkabı ve sigara dumanı karışımı  havası temizlenmişti. Herhalde bu yapılmamış olsaydı yolun sonunu rahatsızlanmadan getiremeyecektik. Hava soğuk mu soğuktu. Bereket otobüsün kaloriferleri yanıyordu. Bu dondurucu soğukta dışarıda fazla durmak risk almak demekti. Nitekim otobüsün kapıları açılır açılmaz ayazın acımasız tokadını suratlarımızda hissetmiştik. Gece ayazı bir kamçı gibi suratlarımızı yakıyordu. Çok sıkı giyinmediğimden  iliklerime kadar hissetmiştim soğuğu. Güneyin nispeten sıcak bir ilinde iklimin yumuşaklığına alışmıştım sonuçta. İç bölgelerin kışın dondurucu ayazına maruz kalan şartlarını yola çıkarken dikkate almamanın pişmanlığını duymaya başlamıştım. Lakin iş işten geçmişti artık, yapacak bir şey yoktu. Yolculuk sonunda kış şartlarına uygun giysi almak gerekiyordu. Bozkır da hüküm süren sert iklim koşulları karşılamıştı yolcuları. Uzun süren bu yolculuk kabus olmadan bir an önce bitsin istiyordum.

Mola sonrasında koltuğumda bir süre daha sesleri dinledim. Arkaya yaslanıp gözlerimi kapattım. Düşünce ve duygular birbiriyle yarış halindeydi yüreğimde. Bir süre sonra sesler yavaşladı ve sonrasında duyulmaz oldu. Sanırım göz kapaklarım uykusuzluğa daha fazla dayanamamış ve kendiliğinden kapanmıştı. O andan itibaren insan çevresiyle olan bağını tamamen koparıyor. Ne bir ses ne bir nefes duymuyorsun. Gözlerimi açtığımda yoldaki tabelalardan gideceğimiz yere yaklaştığımız anlaşılıyordu. Dudaklarımı isteksiz bir gülümseme kapladı. Sabahın ilk ışıkları çevreyi aydınlatmaya başlamıştı. Saatlerce içinden geçtiğimiz geniş ova yerini dağlık bir alana bırakmıştı. Otobüs bir süre daha yol aldı. Şehrin ışıkları uzaktan seçilmeye başlamıştı. Otobüs terminale girdiğinde derin bir oh çektim. Ayakkabı kokusundan ve duman altı olmaktan nihayet kurtulmuştum. Dışarıdaki sert hava koşullarını bir an unutmuş, kendimi dışarıya atmıştım.

Bugün hayatımın dönüm noktalarından birini yaşıyordum. Yabancı bir ortamdaydım, tanıdık ve dost tek bir insan yoktu. Gizli bir telaş içinde çırpınmaktaydı yüreğim. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı. Vakitleri yokmuş gibi gri bulutlar  bir yerlere gitmenin telaşıyla gökyüzünde dans ediyorlardı.

Pek uyuduğum söylenemezdi. Yorgundum.

Otobüs muavini ince ve zayıf görünümlüydü. Sırtında beyaz bir gömlek onunda üstünde siyah bir kaban vardı. Kabanı kulaklarına kadar çekmişti. Yıpranmış ama boyalı ayakkabıları vardı. Kısa siyah saçlı ve güler yüzlü biriydi. Gözleri kahverengi ve donuk bakışlıydı. Otobüs yolcularının valizlerini çabuk el hareketleriyle sahiplerine verirken bir yandan da etrafı kolaçan ediyordu. Üzerindeki gerginlik bitkin ve solgun yüzünden anlaşılıyordu. Uzun yolculuk belli ki onu da yormuştu. Yarı kapalı kaçamak bakışlarla yolcuların sorularını cevaplandırırken stres içerisinde olduğu belliydi. Bende bagajdaki valizimi alırken kendisine teşekkür ettim.

Yirmili yaşlarda bir delikanlı olan otobüs muavinine dinlenebileceğim iyi bir otel olup olmadığını sordum.

“Bakar mısın, size bir şey soracağım”, diye seslendim. Sesimi duyar duymaz yorgun ve uykusuz gözlerini ovuşturarak, kendisinden beklenmedik bir şekilde saygıyla cevap verdi.

“Buyur ağabey”, dedi.

“Otobüste uyuyamadım, yorgunum. Dinlenebileceğim bir otel biliyor musunuz”, dedim.

“Evet ağabey. Otel var ama her otelde kalınmaz. Temiz ve düzenli olanını seçmek lazım.”

Delikanlı konuşurken bir an duraksadım.

Hay Allah, nasıl da unutmuştum. Kendi kendime kızdım içimden.

“Otel kalsın, sen öğretmenevinin yerini tarif edebilir misin bana.”

“Evet!”

“Yakın mı?”

“Yakın”, deyip gideceğim yeri tarif etti.

Öğretmenevleri otellere göre dinlenebilecek ender mekânlardandı. Son yıllarda her il ve ilçe de öğretmenlerin dinlenebilmesi ve dışarıdan gelenlerin kalabilmesi amacıyla açılmışlardı. İşi şansa bırakmamak lazımdı. Bir kaç gün kalabileceğim, dinlenebileceğim güvenliğinden emin olabileceğim bir oda tutmalıydım vakit geçirmeden.

4 yorum

  1. Hüseyin Bey merhaba,

    Bu yazılarınız yazdığınız romanın parçaları mı? Tek başına bir bütünlük yakalayamıyorum ben. Yazı böyle tek başına bana bir şey söylemiyor, sanki bir devamı ve ulaşacağı bir yer var gibi… Yanılıyor muyum?

    “Gece ayazı bir kamçı gibi suratlarımızı yakıyordu.” Bence bu cümleniz bir öncekinin tekrarı.. zaten başka cümlelerle de devam ediyorsunuz… Eğer havanın aşırı soğuk olmasının özel bir anlamı (mesela ileride donarak ölmeyecekse gibi) yoksa bu kadar uzun anlatılmasına gerek yok…

    Sizi eleştiriyorum zira tasvirlerde başarılı buluyorum ve daha da iyi olabileceğinize inanıyorum. Umarım kusuruma bakmazsınız..

    Kaleminiz daim olsun.

    0
    • Merhaba yasemin Hanım. Yorumunuz ve ikâzınız için çok teşekkür ederim. O cümlenin fazlalığını bende fark etmiştim. Bu bağlamda PC de kalan suretinde yayından sonra düzeltme yapmıştım. Benzer hatalar belli aralıklarla tekrarlanabilir sanırım gözden kaçıyor bazen. Bu hatalar sizlerin ikazları doğrultusunda düzeltilecektir elbette. Sonuçta başlangıç aşamasındayız. Türkçeyi doğru kullanmaya özen gösteriyorum ama bazen cümle tekrarları olabiliyor ya da gereksiz anlatımlar.
      Yazdığım bölümlerin sayfa sayısı şu anda 124 oldu. Üzerinde hala çalışıyorum. Ekleme ve çıkarmalar yaparak. Bu bir Roman mı bakalım günler ve gelecek ne gösterecek.
      Kusur hiç olur mu?
      Aksine memnun olduğumu belirtmeliyim.
      Tekrardan teşekkür eder saygılar sunarım.

      0
  2. Hüseyin hocam, size has üslubunuzla yine güzel bir yazı okuttunuz. Yolculuğunuz meşakkatli olsa da, okuması güzeldi.

    Yüreğinize sağlık, kaleminiz daim olsun.
    Saygılar,

    0

Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>